www.ertugrul.jp : Japonya'da bir Osmanlı Gemisi

Ana Sayfa-Home | DESTEKLEYENLER-SPONSORS | HAKKIMIZDA-ABOUT US | İLETİŞİM-CONTACT | 日本語 |

Asahi Shimbun - 19 Ocak


Sualtı arkeolojisi kara arkeolojisine kıyasla çok daha masraflı ve zaman alan çalışmalar gerektirir. Örneğin dünyanın 3300 yaşındaki en eski batığını olan Uluburun kazısı tam 11 yaz sürmüştü ve milyon dolarlar harcanmıştı. Büyük ihtimalle bu küçük Ertuğrul Projesi için de aylarımı harcayacağım. Peki, o zaman neden bu işi yapıyorum?

Sualtı arkeolojisinde özellikle batık gemilerin ve yağmalanmamış olan kalıntıların özel bir yeri vardır: her batık ayrı bir zaman kapsülüne aittir ve kara çalışmalarının nadiren ortaya çıkarabildiği olaylara ışık tutarlar.

Bir gemi battıktan sonar yıllarca hatta yüzyıllarca hiçbir parçasına dokunulmadan (bazı parçaları ahtapotlara barınak olmuşsa da) bizim onu keşfetmemizi bekler. Kazı alanında her hangi bir buluntuya rastladığımız zaman onun hangi tarihte sulara gömüldüğünü biliriz. Ya gemide bulduğumuz bir metal para ya da özellikli bir materyal sayesinde tarihleme kesin olarak yapılabilir, kara kazısında ise bu düşünülemez.

Kara kazılarında ise emin olamazsınız: buluntular o bölgeye daha sonraki bir tarihte atılmış ya da bazılarının yeri değişmiş olabilir. İki parçayı yan yana bulsanız bile ikisinin aynı tarihe ait olduklarından asla emin olamazsınız.

Evet, sualtı arkeolojisi masraflı ve oldukça zaman alan bir çalışma alanı. Ama bu çalışmalardan elde ettiğimiz bilgi, özellikle kesin tarih belirleme anlamında, tüm bunlara değer.