Denizaltından gelen buluntuların konservasyonu çok aşamalı ve yıllar sürecek masraflı bir işlemdir. Kazı planı yapılırken konservasyon uygulamalarına da en baştan yer verilmesi temel ilkedir. Çoğu zaman söylendiği gibi bir ay süren bir sualtı kazısı iki yıl sürecek bir konservasyon çalışmasını gerektirir. Sualtı kazıları için temel gereksinimler ise şöyle sıralanabilir:
Temel koruma işlemlerinin gerçekleştirilebileceği ve buluntuların kazı alanında güvenli bir biçimde korunmalarını sağlayacak bir arazi laboratuarı.
Kazının bitiminde bitiminde buluntuların koruma işlemlerinin yapılabileceği tam teşekküllü bir konservasyon laboratuarı.
Konservasyon işlemi tamamlanan eserlerin müzelere götürülünceye dek saklanabileceği ortam kontrolü sağlanmış depolama alanlarının bulunması.
a)Arazi Laboratuarı :
Kazı ortamında en az müdahale esas olmalıdır; amaç objeleri stabil hale getirmek ve konservasyon laboratuarına güvenli bir biçimde ulaşmalarını sağlamak için gerekli hazırlıkları yapmaktadır. Stabilizasyon işlemine ise buluntuların “ sağlam izlenimi” verdiği deniz yatağından başlanmalıdır. Zira bu görüntü çoğu zaman yanıltıcıdır! Kazı işlemi tamamlandığında kırılgan objeler deniz yatağındaki hareketliliğe karşı geçici olarak korunmak zorundadırlar; denizaltı bitki örtüsü ve dalgıçların ayakları objelerin taşınmasına dek olan süreçte risk etkenleridir. Geçici koruma birkaç gün için ( kısa süreli ) ya da kazı sezonları arasındaki dönem ( uzun süreli ) süresince olabilir. Kısa süreli koruma müdahalelerinde kısmen gömülü olan objeler kumla doldurulmuş olan polietilen torbalar veya üzerleri örtülerek kurşun ağırlıklarla sabitlenen plastik kutular yardımıyla güvenlik altına alınabilir. Uzun vadeli alan koruması ise sentetik bir ayırıcı tabaka kullanılarak yapılacak izolasyondan sonra temiz kumla yeniden gömme şeklindedir.
Küçük objeler ise deniz yatağından sert ve ağzı açık sıkıca kapatılabilir kutu veya plastik torbalar içinde kaldırılmalıdır. Büyük buluntular ise, plastik sedyeler veya ahşaptan yapılmış ve destek malzemesi ile yastıklanmış özel taşıyıcılar kullanılarak balonlar yardımıyla kaldırılır. Buluntular denizaltından çıkartılır, kataloglanır, deniz suyu ile doldurulmuş olan tank veya kovalar yerleştirilir ve kurumalarına asla izin verilmez. Depo alanının denize yakın olması depolama için gerekli deniz suyunun sağlanması açısından kolaylık sağlayacaktır. Tank ve kovaların ısınmadan korunmasını sağlamak, suyun çabuk buharlaşmasını önlemek, kimyasal reaksiyonlarda artışı engellemek ve ortaya çıkabilecek istenmeyen biyolojik üremelere yol vermemek için buluntular gün ışığından korunmalıdır. Güneş ışığına uzun süre maruz kalması halinde ve depolamada kullanılan sıvılar tarafından ( genellikle su, anacak bazen çözücü ve başka kimyasallar ) bozulmaya uğramayacak nitelikte dayanıklı etiketleme sistemine yer verilmelidir. Islak depolama için bozulmaya uğramayan “Dymo” şeritleri ile, plastik etiketler ve kutular üzerine yazı yazmayı sağlayan “Sharpie” kalemler bu amaca en uygun malzemelerdir. Korozyona uğramayan ve üzerlerine baskı yoluyla yazı yazabilen madeni şeritler ise “Dymo” ve “Sharpie” gibi malzemelerin erimesine yol açabilecek depolama çözeltileri içinde kullanılabilir.
Arazide her buluntu için bir ön durum belirlenmesi yapılmalıdır. Belgeleme ve fotoğraflar objelerle birlikte geçici laboratuara taşınmalıdır. Diğer yandan kılcal çatlaklar, hassas yüzeyler, pullanan pigmentler, aktif korozyon veya diğer olumsuz faktörler buluntuya henüz yerinde iken müdahale edilmesini ve taşıma esnasında da özel dikkat gösterilmesini gerektirir.
Pişmiş toprak vazo içeriğinin su yardımıyla elenerek ayıklanmasından sonra seramik vazoların üzerindeki kabuk tabakasının temizlenmesi ve objelerin deniz suyundan tatlı suya geçirilerek tuzundan arındırma gibi temel konservasyon işlemleri uygulanır.
Paketleme ve nakil ile ilgili kuralların başında, objelerin kurumasına izin verilmemesi ve yeterli fiziksel korumanın sağlanması gelmektedir. Polietilen kovalar, kutular ve torbalar yanı sıra sünger dokulu köpüklerle yapılan destekler, plastik torbaların içine doldurulmuş yosun, kum torbaları ve eski dalgıç giysileri de nakliyede kolaylık sağlayacaktır. Objeler taşımada kullanılan kutuların içine su doldurularak ıslak tutulabilir. Daha büyük objeler ise plastik örtülere sarılmalı ve kurumaları önlenmelidir. Konservasyon laboratuarına ulaşıldığında ise, hızlı gelişen biyolojik üreme nedeniyle destek malzemelerinin ambalajlarından çıkartılması gerekir.
b)Konservasyon Laboratuarı:
Objeler dikkatle ambalajından çıkarılır. Büyük eserlerin depolanması için su tankları kullanılacaktır. Su içinde saklanacak küçük objeler için ise geniş ve kapsamlı bir raf sistemine gereksinim duyulacaktır. Burada bütün objeler tuzlarından arındırılacak ve bazıları da polimerler yardımıyla stabilizasyon ve istenmeyen kabuk tabaklarının temizlenmesi gibi işlemlerden geçirilmelidir.
Denizaltında bulunan her objenin kurumadan önce tuzlarından arındırılması gerekir, zira bu yapılmadığında deniz suyundan objenin yapısına yerleşen tuzlar ileri derecede tahribata yol açabilirler.
Tuzlardan arındırma işlemini uygularken laboratuarda saf su ve kondüktivite ölçümlerini( suyun içindeki tuz niceliğini saptayan araç) sağlıklı bir biçimde yapacak iyi tasarlanmış bir sistem bulunması şarttır. Saflık derecesi yüksek olan yağmur suları da yağmur oluklarından su toplama tanklarının içine alınarak biriktirilebilir. Saflığı yüksek su ise su arıtma ve saflaştırma cihazları yardımıyla sağlanabilir. Objelere uygulanan saflaştırma işlemine ne zaman son verileceği ise iyon-kondüktivite metreler veya klorür iyonları için uygulanan kimyasal test yardımıyla belirlenir. Saflaştırma işlemi sırasında banyo sularının gözlenmesi ve değiştirilmesi ise zaman alıcı bir iştir ve bu konuda deneyim sahibi konservasyon teknisyenleri tarafından yapılması gerekir; diğer taraftan saf su kimi buluntulardaki bozulmayı hızlandırıp arttırabileceğinden bu işlemin bir konservatörün denetiminde yapılması önemlidir. Bazı objelerin tuzlarından tamamiyle arındırılması ise mümkün olmayabilir.
Buluntular kurutulmaya hazır duruma geldiklerinde, su malzemenin özelliklerine ve durumuna bağlı olarak farklı yöntemlerle çıkarılır. Suya doymuş objelerin büyük bir bölümü ciddi derecede bozulmaya uğrarlar ve bu esnada ortay çıkan malzeme kayıplarının yerini su doldurur. Eğer objelerin kurumalarına izin verilirse, parçalanma, küçülme,dağılma ve yarılma gibi ileri derecede tahribat ortaya çıkar. Bu nedenle pek çok objeye sentetik polimerler uygulanması gerekir, böylece bozulma ve suya doyma aşamalarında görülen malzeme kaybının yerine kullanılan polimer geçer. Polimerler objeyi devamlı şekilde destekleyip, sağlamlaştırmak üzere bünyede kalacaklarından, uzun vadeli kimyasal dayanıklılıkları açısından özenle seçilmelidir.
Sualtından çıkarılan objelerin kalın bir kabuk halinde deniz tortusu ile kaplanmış oluşu ise konservasyonun sadece bu tür buluntulara has bir problemdir. Söz konusu kabuk tabakası deniz suyundaki tuzlar ve/veya deniz canlılarının obje yüzeyinde birikmesi sonucu ortaya çıkar. Arkeologlara birlikte yapılacak bir inceleme bu tabakaların kaldırılıp kaldırılamayacağını belirleyecektir. Bu amaçla kullanılacak yöntemler ise malzemeni tipine, korunma durumuna göre değişiklik gösterir.
c)Uzun Vadeli Depolama :
Sualtı kazılarında genellikle büyük nicelikte obje ele geçmektedir. Kazı çalışmaları başlamadan önce konservasyonu tamamlanan objeler için bir depo alanı düzenlenmesi şarttır. Koruma işlemleri bitirilen objelerin saklanacağı deponun koşulları, en az senede bir defa olmak üzere, düzenli bir şekilde kontrol edilmelidir. Özellikle eski kazı dönemlerinde bulunmuş ve tuzdan arındırma işlemleri tamamlanmamış eserlerin korunduğu depolarda bağıl nemdeki düzensizliklerin önlenmesine önem verilmelidir. Gizli bozulmalar buluntuları kırılgan hale getireceğinden objelere gereksiz temas engellenmeli ve titreşim etkileri en az seviyede tutulmalıdır.