Sabah erken ve oldukça sağlam bir kahvaltı ardından Ertuğrul Araştırma Merkezi'ne ( ERC ) gittik. Belediyeden Ali Bey ve bir yetkili sağ olsunlar bize iki minik kamyonet ile yardım ettiler ve gelen büyük kolileri ERC' ye götürdük. Yolda ben Ali Bey’in aracında gittim. Balıkçılık ve Japonya ile Türkiye belediyelerinin konsültasyonunu ve de kaç yaşında olduğumla ilgili konularda sohbet ettik.
ERC eski bir okul. Artık beldenin o binaya ihtiyacı kalmadığı için orasını sadece köy meclisi toplantıları için kullanmaktalar. Bir ilkokul olarak küçük olmasına rağmen her şey çok ince düşünülmüş.
Biraz temizlik yaptık ve Ertuğrul Müzesi ile Şehitliği ziyarete gittik. Şehitliğin hemen yanında Konyalı iki kardeşin (İsmet ve Uğur Şekerci) sahibi olduğu halıcı dükkanına uğradık. Müzeyi gezerken insanın tüyleri diken diken oluyor. Gecen yıl Tufan-san'la konuşurken zor bir yer her gün çalışamıyoruz diye anlatmıştı fakat fotoğraflar ve haritaya bakınca tam anlaşılmadığı için kafa sallayıp geçmiştim ama bu gün kendi gözlerimle gördüm gerçekten çok zor bir yer Tufan-san'a hak vermemek elde değil. Müzede bazı eserler var ama genellikle konservasyon yapılmadan sergiye konulan eserler hala pas kusmakta. Ekibimizde konservasyondan görevli Fatma Şenol arkadaşımız ilerleyen günlerde bir rapor hazırlayıp belediyeye bir teklif verecek. Belki bir bütçe hazırlayıp konservasyon yapılır, değilse eserlerin geleceği pek uzun olmayacak.
Öğle yemeğinden önce Tufan-san dalış teknesinin olduğu yeri ve tekneyi gösterdi. Japonlar balıkçılarına nasıl sahip çıkmışlar nasıl barınaklar yapmışlar inanılmaz… Biz niye bu işlere sahip çıkmayız? Balıkçılarımıza niye önem vermeyiz? Niye bu güne kadar 8800 km sahile sahip bir ülkede Denizcilik Bakanlığı yok? Ama iş veryansın etmeye geldi mi bütün köşe yazarları mangalda kül bırakmamacasına bağırıp dururlar. Sonuç: Sahillerimizdeki balıkçı barınakları Allah’a emanet durumdalar. Ya yeri yanlıştır ya derinliği azdır ya da sadece kayaları denize atıp gitmişlerdir. Adı barınak. Kashino köyü sadece balıkçılıkla geçinen ufacık bir yer ama barınaklarında nasıl bir tertip düzen kurmuşlar, inanılmaz. Tuvaleti, suyu, elektriği ve çekek yeri takdire şayan bir durumda. Tebrik etmek ve insana verdikleri değerden dolayı kutlamaktan başka söylenecek bir laf yok...
Öğle yemeğimizi Berta-san ERC'de hazırlamış, bizi bekler bulduk. Tabii otantik bir düzende yerde oturarak alçak masalarda yedik yemeğimizi. Zor bir oturuş tarzı, ayaklarım uyuştu. Japonlar normal restoranda da aynı tarzda oturuyorlar, ayakları nasıl uyuşmuyor anlayamadım. Yemekten sonra eksikleri almak için tekrar yapı market benzeri nalbura gittik. Geri gelince de ERC’de kendime tamirat için bir tezgah ve takım panosu yaptım. Tam da zevk aldığım işler olduğu için severek hazırladım hepsini. Yarın birde küçük bir radyo aldım mı tamamdır!
Tufan-san yarın basın toplantısında kendisine tercümanlı yapacak hanımla buluşacağı için ikinci arabayı bize bırakıp otele döndü. Saat beş gibi biz de geldik. Neyse ki araçta navigasyon cihazı var da yolu hatasız bulduk ama hala sinyal yerine cam sileceği çalıştırıyorum, bir türlü alışamadım...
Sağlıcakla
Fey-san