Güzden:
Henüz ikinci günden buradaki düzene alıştım demek garip gelse de, dalışlara başladığımızın ikinci gününde günlük rutin işleri sürdürmeye başladık. Sanki yıllardır Kushimoto’da yaşıyormuş gibi, bugün neler olacak diye düşünerek güne başladık. Bugün yani 12 Ocak günü Japonya için olgunluk günüymüş. Bunu bizimle beraber tüm günü geçiren Akagison’dan öğrendim. Bugün 20 yaşına gelen gençler, Kimonolarını giyerek toplanırlar ve gençliğe daha doğrusu çocukluktan olgunluğa ilk adımı atarlarmış. Böylece sigara ve içki içme özgürlüğüne sahip oluyorlarmış. Biz de bu güzel günde tesadüfen de lsa ilk budist tapınağa öğlen gezisi düzenledik. Hemen hemen her köşede ağaçlar arasına saklanmış büyük ya da küçük birçok tapınak bulmak mevcut. Biz de Oshimo adasındaki tapınağı ziyaret ettik, çanını çaldık ve öğleden sonra dalışları için tekneye döndük.
Bugün dışarısı oldukça soğuk ve rüzgarlıydı, sanki Ertuğrul’un niye battığını bir kez daha hatırlatmak içindalgalar bizi Ertuğrul kayalıklarına doğru sürüklüyordu. Buna rağmen dalışlara devam edip, yeni parçalar buluyorduk. Bugün bulduğumuz en önemli parça küçül bir altın parçası olduğundan kuşkulandığımız bir kolye halkasıydı. Ş an için birşey demek çok zor olsa da inancımız ve isteğimiz altın olması yönünde. Tüm bu gerçeği, ancak konservasyon tamamlandıktan sonra görebileceğiz.
Maria:
Bugün Oshima Adası üzerindeki Kashino fenerini görmeye gittik. Berta bana eşlik etti ve burada Ertuğrul faciasından kurtulan Türk denizciler tarafından yaşanmış gerçek hikayeleri anlattı. Ada çok güzel. Sahil de öyle. İnsan izlemeye doyamıyor. Ancak insan geçmişte o denizcilerin yaşadıklarını düşündükçe buralara çok farklı gözlerle bakıyor.
Oshima Adası Tapınağı
Can:
Bugün hava muhalefeti yüzünden biz teknede bekleyenler zor anlar yaşadık. Dalgaların büyüklüğü tekneyi sarsmaya ve bizi sersem etmeye yetti. Midemin bulanması, az sonra deniz tutması yaşayacağımın habercisiydi. Hemen kaptanın odasına girip biraz dinlendim. Güzden ve Jordi bana eşlik ettiler. Onlarla sohbet etmek biraz olsun dikkatimi dağıtmaya yetti ve midemin bulantısı geçirdi. Yoksa bir süre sonra değil kazıyı, tüm dünyayı unutup baygınlık geçirebilirdim. Öğleden sonra Berta Hanım beni tekrar Ertuğrul Araştırma Merkezi'ne götürdü. Üç gündür biriken görüntülerimizi artık kurgulamalı ve bir de metin yazıp seslendirmeliydim. Türkiye'deki insanlar bu görüntülerle kazımızdan haberdar olacaktı ne de olsa. Ama ondan önce yemek sırası Jordi ve bende olduğu için, Berta Hanım'ın yardımıyla biraz alışveriş yaptık.
Jordi:
Dalış ekibiyle başka bir gün... Bugün de dünkü gibi rüzgar çok fazlaydı. Tek fark, bugün dalgalar daha büyüktü. Ertuğrul'un batığının bulunduğu yer güneşin ve bulutların dansıyla muhteşem görünüyordu ancak bunun gibi bir yerde olacak bir pasifik fırtınasını hayal bile edemiyorum. Burada her yerde oldukça keskin kayalıklar var. Dalış çok keyifliydi ve herşey yolundaydı. Günün sonunda taşıyıcının bir parçası kırıldı. Şimdi, yarınki dalıştan önce onu nasıl tamir edebileceğimizi düşünüyoruz.
Jorge:
Bu sabah evimizin çatısında birkaç karga gördüm. Kötü bişey olabileceğini düşündüm. Ancak daha sonra sesleri kesildi. Kısa bir toplantıdan sonra limana gittik ve gemi vakit kaybetmeden kazı alanına doğru yola çıktı. Hava rüzgarlı ve deniz dalgalıydı. Demir atarken biraz problem yaşadık. Kuru dalış elbisemi giydikten sonra dalışa başladım. Dünkü kazı alanımıza tekrar gittik ve düne göre daha verimli bir şekilde çalıştık. Günün sonunda deniz tabanını 20-30 cm kadar kazmıştık. Birkaç parça odun ve bakır çıktı.
Berta:
Bu sabah Maria ile birlikte fenere gezmeye gittik. Onunla sohbet etmek çok eğlenceli. Ona Ertuğrul hakkında bildiğim herşeyi anlattım. Anlattıklarımdan etkilenmiş olacak ki bir ara uzun uzun kayalıklara baktı. Öğleden sonra eserler Ertuğrul Araştırma Merkezi'ne gelmeye başladı. Hemen kataloglama ve kayıt işlemlerini tamamladım. Gelen eserler arasında bazı kurşunlar, halkalar ve ilginç porselen parçaları vardı. Üstelik bazıları altın renginde! Ancak onlar gerçekten altın değiller, daha çok bronza benziyorlar. Yarın neler bulunduğuna daha yakından bakacağız.
Photos: Güzden Varinlioğlu