Dün iptal edilen dalışlardan sonra bugünün de fırtınalı olduğu haberini aldık. Boş olan günümüzü, Ertuğrul
Felaketi'nde yardımda bulunan Japon arkadaşlarımızın ailelerini ziyaret etmekle geçirdik. Peşimizde yine bir basın ordusu, Oshima adasında dolaştık. İlk durağımız, iki yaşlı teyzeydi, japonca anlayabilmek isterdim. Sanki bir Türk köyündeydik ve yaşlı teyzeler bizi kucaklayıp öpmek istiyorlardı. Her zaman yaşlı kadınların bilgeliğine inanmış, onların bunamalarının bile, hayatı daha rahat yaşamaları için yapılmış bilinçli bir eylem olduğunu düşünürdüm. Ama tabii günün asıl hikayesi, Ertuğrul felaketinden kurtulan bir askerin gayrı meşru bir japon çocuğunun Kosa köyü'nde yaşadığını öğrendik. Eğer gerekse bu hikaye, eminim Ertuğrul hakkında daha çok şey öğrenebiliriz.
Bugün Ertuğrul Türk Müzesi'ni gezdim. Burada insanın kendi dilinde daha önemlisi kendi alfabesinde birşeyler görmesi o kadar mutlu ediyor ki. Her ne kadar akşamları Yoshiko ile yavaş yavaş kanji derslerine başlamış olsak da, henüz Japon alfabesi benim için estetik çizgilerden daha öte birşey ifade edemiyor.
Güzden