www.ertugrul.jp : Japonya'da bir Osmanlı Gemisi

Ana Sayfa-Home | DESTEKLEYENLER-SPONSORS | HAKKIMIZDA-ABOUT US | İLETİŞİM-CONTACT | 日本語 |

6 Eylül 1305


Meraklı, Hakikatli Hanımcığım;

29 Ağustos 1305 tarihinde meraklanıp da bizleri de meraklandırdığınız mektup, vâsıl-ı dest-i tekrim olunarak güzel güzel okudum. Hiç merak etme, aynı aynıya söyleyeceğim. Mektup elime geldiği anda bizler tıpkı "bir hayal" tertibi gibi hep birden bağırıp kumanda etmekte idik. Malûm ya, gemimiz tamir için havuzda bulunduğundan omurga ve bodoslama mevkilerine konup her ne kadar cıvatalar için gayret olunuyorsa da lâkin kumandanımız bulunan izzetlû Hubba Bey, hemen bir sandal misillû oluversin deyip de, "Aman Yarabbi, bugün de bitmeyecek" dediği zaman baş mimar bulunan Maltız, hemen yanıma koşup "Şuna bir limonata verin de aklı basına gelsin yahu, hu hu, ne yapıyorsun, bu gemi Caponya'ya gidecek; herkes sizin tersane halkı gibi deli değil, deyip kulağına bağırıverin" diyor. Beri taraftan ise bizim hemşeri Kâmil Beyefendi, "Şunu yapıverelim", diğer taraftan mahalle ihtiyarı makamında bulunan Ömer Kaptan (bu defa terfi eden), "Muhammed Allah aşkına şunlara kulak verme, islerimize bakalım. Biz oyunda iken bodoslamalara omurgayı birbirine rapteder dökme pirinç İskenderiye'den geldi. Malûm ya bizim [..,] bugün tamam olacak, yerme konacak ve yarın havuza su salıverilecek" diye bir kumanda-i temyiz verip bizler dahi, alel rey, deyip, olmayacak bir işe, çabuk şimdi olacak deyip Maltız'ı sıkıştırmamız üzerinde mektup elime deydi. Bendenizde ama kızma falan yok, Maltız yakamdan tutmuş. "Ali Bey ne söylüyorsun, bu oyuncak mı yoksa gemi mi?" diyor. "Dur şimdi işim var, mektup okuyacağım" dedim. "Canım, senin telâşına baktım da zahir bunun da aklı ermiyor diyecektim. Sen bana bakma/işine bak" diyerek Maltız'ı savdım.

Hele mektubu okudum. Merak lâfzını görünce bendeniz de meraklandım. Saçma sapan yazdım. Kusuruma atf-ı nazar olunmaya.

Geminin gitme bahsine gelince, şimdiki halde güzelce tamir olundu. Bazı İstanbul'da müsait olunmayanları bile yaptık. Yalnız, kazanlar, kimse işitmesin, biraz akıyor. Onun da bize hiç zararı yok. Mamafih şayet tersi dönüp gemi geri dönerse bizim kumandan ya ölür, ya çıldırır. Allah göstermesin. Böyle bir hal görmedim. Her ne hal ise, bundan mufassal mektup olamaz zannederim. Şimdi doğrusu, eylülün on beşine doğru havuzdan inşallah çıkacağız. Beş günde toplarımızı, kömürümüzü alırız. Buradaki havadis, yolumuza devam edeceğiz. Zira, Nazır Paşa hazretlerinden kumandan beyefendiye gelen telgraf "Bimennehü tealâ, işleriniz hitamında yolunuza devam edesiniz"dir. Amma bu telgraf geleli yirmi gün oldu. Bilmem şimdi fikir nasıldır? Havadis böyle. Pederim Paşa hazretlerinin ve validem hanımefendinin ve validem hanımın ellerinden ve eteklerinden öperim. Çocukların gözlerinden Öperim. Sütnine hanıma ve cümle kalfalara ve bilhassa kalfa hanıma, Fethiye Hanım'a, velhasıl cümlesine ayrıca ayrıca selam ederim. Bizim meraklı Hasan Efendi'ye dahi selâm ederim. İnşallah Deraliyye'ye vusulümüzde gönderdikleri mektuplar gibi kendilerine aşinalık ederiz. Ama el vakt-i kübra, diyeceklermiş. Varsın desinler. Bendenizin gönderdiği mektup lâtifeli güya. Allah aşkına iste de oku.

İşte kuzum, kâğıt da bitti mektup da. Sıhhatte daim ol, merakta olmamak üzere afiyette daim kalasınız.

Süvari-yi Ertuğrul
ALİ