www.ertugrul.jp : Japonya'da bir Osmanlı Gemisi

Ana Sayfa | DESTEKLEYENLER | HAKKIMIZDA | İLETİŞİM | 日本語 |

Kaza Devam


Oshimo Adası kayalıklarıHer yerde, her çalışan bölüğün başında bulunan komutanın, personeline bu suyun yenilmesinin şart olduğunu anlattığı ve onları inançla ve coşkuyla teşci ettiği görülü yordu Hareketin üçüncü ve dördüncü günleri böyle müthiş bir durum içinde geçti. Her an geminin dağılıp suya gömülmesi mümkündü. Mürettebat bir lokma ekmeğe, bir bardak suya hasret durmadan dinlenmeden gemiye giren suyu boşaltmaya çalışı yordu. Bu müthiş durum karşısında emin ve yakın bir limana sığınmaktan başka seçenek görünmüyordu.

Sığınılabilecek iki liman vardı. Birisi arkada bıraktıkları Yokohama, diğeri de ileride ve uğramayı planladıkları Kobe idi. Her ikisine de olan mesafe de hemen he men aynıydı. Tercih edilen liman Kobe oldu ve bu liman rotasında ilerlemeye devam kararı verildi. Bulunulan mevkiin biraz ilerisindeki Oşima fenerinin bulunduğu burun dönüldüğü takdirde Ertuğrul’un fırtınanın dehşetinden kurtulması ve Kobe’ye gitmesi mümkün olabilecekti.

Lakin perşembe günü üç gündür uyku yüzü görmemiş yorgun gözler, bitkinlikten solmuş çehreler bu müthiş fırtınanın sakinleşmesini beklerken, şiddetini daha da artırdığına şahit oldular. Buna karşın yaşlı Ertuğrul’un mukavemeti o derece azalmıştı ki, artık gemiye giren suyu boşaltmaya bile imkân olmuyordu. Cansiperane gayretlere rağmen akşama doğru gemiye giren su seviyesinin yüksele yüksele kazan dairesinde kül han seviyesine çıktığı ve makine dairesini de kapladığı haber verildi. Bu uğursuz haber esasen yorgunluktan bitap düşmüş, ölüm raddesine yaklaşmış subay ve erlerin üzün tüsünü ümitsizliğe çevirdi. İşte bu sırada sancak baş omuzlukta, ufkun karanlığı için den Oşima Adası Kaşinozaki burnunun bir ejderha gibi kıvrılarak uzandığı görüldü. Bu burun dönülünce Kobe Körfezi’ne girilecekti.

Kobe rotasına dönülünce de rüzgâr ve deniz geminin arkasından alınacak ve tehlikeden uzaklaşılmış olunacaktı. Fakat on mil kadar bir mesafede bulunan bu burna varmak bir türlü mümkün olmuyordu. Burnun önünde kıyıdan yarım mil mesafeye kadar uzayan keskin kayalıklar, su seviyesinde tehlikeli banklar vardı. Onlardan uzak geçmek zorunluluğu da vardı. Ama nasıl? Kazan dairesinde yükselen su ocakları sön dürmüş, makine dairesine giren su da makineyi kullanılamaz hale getirmişti. Bu müthiş fırtınada elde kalmış birkaç parça yelkenin kullanılabilmesi ne kadar mümkün olabilirdi?

Bu meşum gecede, artık kendi kendine dalgaların sevkine tabi olarak meçhul ve merhametsiz uçurumlara doğru yuvarlanıp giden bu gacırtılı seyyar tabut içinde her kesin son dakikanın yaklaştığını hissettiği, şaşkın bir hal aldığı görülüyordu. Bazıları dişleri kısılmış donmuş duruyor, bazıları sinir krizleri geçiriyor, bazıları da son anda bir şeyler yapabilmek ümidiyle oraya buraya koşuşuyordu. Makine dairesinin kaportasından aşağıya sarkarak “Fayrap !.. Fayrap !..” diye bağıranlar bile oluyordu. Gemi komutanı, süvarisi ve önde gelen subaylar köprü üstünde toplanmış büyük bir vakar ve sukûnet içinde görevlerini yapmaya çalışıyorlardı. Ama dakikalar ilerledikçe su seviyesinin yükseldiğine dair raporlar da alıyorlardı.

Ertuğrul’a giren su yalpayı daha da çoğaltmış, gemide oluşan serbest su sathı yalpaları daha da tehlikeli hale sokmuştu. Gemi üzerine sanki alabora olacakmış gibi yatıyor, sonra tekrar gıcırdaya gıcırdaya, titreye titreye doğrulmaya çalışırken, diğer bir vuruşla öteki tarafa yuvarlanıyordu. Makine ve kazan dairesindeki mürettebat yarı bellerine kadar su içinde bulundukları halde islim kaldırmaya gayret ediyorlardı.

Her taraf karanlık içindeydi. Gece yarısına bir saat kalmıştı. Kurtuluş ümidi olan mevkiye, Oşima Adası, Kaşinozaki feneri hizalarına gelinmişti. Ama şimdi gemide bir büyük sarsıntı daha duyulmuştu. Kazan dairesine giren suların bir numaralı kazan yatağını çökerterek, kazanın bir tarafa yatmasına ve yalpalarda gemi alabandalarını korkunç surette dövmesine neden olduğu rapor ediliyordu. Osman Paşa, gemi inşaiye subayı ve tamirci parti bu yeni arızaya süratle bir çare bulmak için hemen kazan dairesine koştular. Zira kazan arızasından sonra Ertuğrul tamamen hareketten sakıt kalmıştı. Deniz ve dalgalara tabi olarak müthiş bir şekilde kayalıklara doğru sürükleniyordu. Köprü üstünde yalnız kalan Süvari Ali Bey, hiç olmazsa demirleyerek gemiyi kayaların üzerine gitmekten kurtarmayı düşünmüş ve:
– Alesta fero ! (Demir atmaya hazır ol!)
– Bismillah fundo ! .. (Besmeleyle demir at ! ..) demişti.
Komutaları arka arkaya vermişti. Fakat daha demir atmaya henüz başlamamıştı ki, müthiş bir gürültü işitildi. Bu gürültüyü uzun ve can alıcı feryatlar izledi.
Ertuğrul Oşima Adası’nın doğu ucundaki kayalıklara çarpmış ve daha ilk darbede dağılmıştı.”

| KAZA | Tanıklar sonraki >>