Süleyman Nutki Bey’in Musavver Ertuğrul Firkateyni Faciası - Vesaiki Resmiye ve Hususiyeye Müstenittir isimli 1911 yılı eski Türkçe basımlı eserden, Arif Hikmet ve Hasene İlgaz tarafından yazılmış 1990 İstanbul basımı Ertuğrul Firkateyni isimli kitaptan, Erol Mütercimler’in Ertuğrul Faciası ve 21.Yüzyıla Doğru Türk-Japon İlişkisi isimli kitabından ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Müzesi Komutanlığı’ndaki belge ve yazılı eserleri dahil kaynakçada belirtilen pek çok dokümandan yararlanarak, Ertuğrul’un şahadetinden sonraki olayların hikâyesi şu şekilde gelişmiştir:
Oşima Fener Kulesi’ndeki görevli Japon, gece yarısında kapının vurulduğunu duyar. Fakat bu sesi fırtınanın çıkardığı bir sese benzeterek aldırmaz. Ama kapının önünden gelen iniltinin devamlı hale gelmesi üzerine biraz merak ve biraz da korkuyla fener kulesinden aşağıya inerek kapıyı açar. Tam o sırada da sırılsıklam ve bitkin bir adam baygın bir halde kucağına düşer.
Bunun üzerine fener bekçisini, eşini, diğer üç yardımcısını uyandırır. Yaralı denizciyi sıcak bir odaya naklederler ve gereken ilkyardımı da yapmaya başlarlar. Bu zavallı kazazedenin iki ayağı kırılmış, fenere kadar sürüne sürüne büyük zorluklarla gelebilmiştir. Bilinmedik bir lisan konuştuğu için hangi milletten olduğu, hangi nedenle buralara düştüğü de anlaşılamaz. Aradan çok geçmeden fener kulesinin kapısı tekrar çalınır. Aynı şekilde bir adam daha iltica eder. Bir saat zarfında gelenlerin sayısı dokuza, sabaha kadar da altmış dokuza yükselir. Bunlardan bazıları arkadaşları tarafından sırtta taşınarak getirilirler ve bırakıldıkları köşede kımıldamadan inlerler. Belli ki ıstırapları büyüktür.
Gelen 69 kazazedenin hemen hemen hepsi yaralıydılar. Bazı yaralılar o kadar acınacak haldeydiler ki, fenerde çalışanlar kendi elbise ve çamaşırlarını çıkararak bu zavallılara vermişlerdi. Ama Oşima Fener Kulesi o kadar küçük bir yerdi ki, her biri yardım ihtiyacında olan ve tedavi isteyen bu kadar yaralının bu kulübede gerekli şekilde ihtimam görmesi mümkün değildi.
Sabaha karşı Kaşinozaki, Oşima ve Soya köyleri gibi yerlere haber salındı. Güneş doğarken bu köylerin muhtarları, hükûmet görevlileri, hamiyetli halkı fener kulesine geldi. Yaralıların bir kısmı Kaşinasaki İlkokulu’na, geri kalanı Şinto mabedine naklolundu.
Oşimamura Belediye başkanı ile polis müdürü olay yerine öğleye doğru gelebildi. Kazazedelerin sağlıklarının korunması için gerekli tedbirleri aldırdılar. O saate kadar henüz kazazedelerin hangi millete mensup oldukları saptanamamıştı... Yalnız Oşima’da bulunan bir Japon gemisinin kaptanı olayı işiterek, kazazedelerin Ertuğrul Firkateyni’ne ait olduklarını tahmin etmiş, hükûmet memurlarına da durumu bildirerek, gemide ayrıca bir de amiral bulunduğunu söylemiştir. Yerel yöneticiler böyle ünlü bir geminin, böyle feci bir akıbete kurban gideceğine evvelce inanmak istememişler ama Japon gemisi kaptanının mütalaasını Vakayama vilayetine bildirmişlerdir.
Olay yeri ile Vakayama vilayeti arasındaki mesafe 113 kilometreydi. Bu tarihlerde orada tren ve telyazı sistemi yoktu. Bu yüzden, bu vilayete ancak Eylülün on sekizinci günü akşamüzerine doğru haber gönderilebilmiştir. Vilayet sekreteri, polis müdür muavini ve bazı memurlar derhal Oşima’ya müteveccihen yola çıkmışlar ama arızalı ve bozuk yollar, bunların gelişlerini Eylül ayının yirmisine kadar uzatmıştır. Vilayetten gelen memurlar durumu incelemişler, Kaşinozaki gibi 50 hanelik küçük bir köyde kazazedelerin tedavilerinin ve istirahatlerinin temininin mümkün olmadığını görmüşler ve 18 yaralıyı Oşima’daki büyük Şinto mabedine nakletmişlerdir. Ertesi günü 35 yaralı daha buraya gönderilmiş, ağır yaralı iki er de müteakkip günlerde getirilip, hepsinin birden vilayete nakli için tedbirler alınmıştır. Aradan geçen süre içinde de kazazedelerin Ertuğrul’a ait olduğu anlaşılmıştı. İmam Ali Efendi ile Hayri ismindeki bir er, yaralı olmalarına rağmen sahile çıkan cesetleri gömmek için Kaşinozaki’de bırakılmışlardı. Civardaki köylerin halkı da bu son hizmetin ifası için ellerinden geldiği kadar yardım etmişlerdir.
Nispeten az yaralı bulunan fotoğrafçı Haydar ve bando şefi İsmail Beyler olayın vuku buluşunu anlatmak ve kazazedelerin müteakkip işlerini düzenlemek için Kobe’ye gönderilmişlerdir. Eylülün yirminci günü Kobe’de bulunan Almanya’nın Wolf isimli gambotu Oşima’ya gelmiş ve 65 kazazedenin bir kısmı sedyelerle ve bir kısmı da omuzlarda taşınarak, az yaralı olanlar da koltuk değneklerinin yardımıyla yürütülerek bu gemiye naklolunmuşlardı.
Kaza mahallindeki kayalıklar sahilden en fazla 100 metre mesafedeyse de, sahil dik ve keskin kayalarla çevrili olduğu gibi, deniz de korkunç kayalarla kaplı olduğundan bu kayalıklarda çalışan Japon köylülerinin fedakârlığı çok büyüktü. Ayrıca faciadan sonraki bir hafta içinde fırtına bütün şiddetiyle devam ettiğinden arama ameliyesi daha da zor olmuş ve hatta birkaç kez de sekteye uğramıştı. Ama her türlü tehlike göze alınmak suretiyle gece gündüz çalışılarak 121 ceset bulunabilmişti. Bunlar arasında Süvari Ali Bey ile Gemi Kâtibi Mustafa Bey’in cesetleri de vardı. Bunlar ilk bulunan dört cesetle birlikte köyün mezarlığına defnolunmuşlardı. Bilahare çıkan cesetlerin sayısı fazlalaştığı için fener civarında ayrıca bir mezarlık kurulması gerekmiş ve kazazedelerin tamamı bu yeni mezarlığa gömülmüştür.
Eylülün yirmi birinci günü olay yerine, Yaeyama isimli bir Japon savaş gemisiyle cenaze törenine katılmak üzere bir Japon tören kıtası ve civardan süratle tedarik olunabilen dört beş doktor gönderilmişti.
Mezarlık fenerden pek uzak değildi. Denizden de rahatlıkla görülebilecek bir yere yapılmıştı. Osman Paşa için de bir kabir tesis olunmuş sağ tarafına gemi süvarisi ile gemi doktoru gömülmüş, sol ve geri kısımlar da mürettebata tahsis edilmişti. Subayların mezarlarının üzerine ahşap levhalar dikilip, üzerlerine isimleri ile resmî unvanları yazılmıştı. Sonradan bulunan cesetler pek ziyade çürüyüp dağılmış olduklarından bunların torbalar içinde karaya çıkarılıp gömülmelerinde çok zahmet çekilmişti.
Oşima, Kaşinozaki ve Soya köylülerinin bu kazada yaptıkları hizmet, cesurane ve fedakârane çalışmalar her türlü takdirin üstündeydi. Gereken ve istenilen her hizmeti kendi arzularıyla sabahtan akşama kadar fırtınanın zahmet ve meşakkatine tahammül ederek yapmışlardı.
Defin törenini icra etmek üzere gönderilen Japon tören bölüğü karaya çıktığı gün pek şiddetli bir fırtına çıkmış, akşama kadar göz gözü görmez bir hava yaşanmıştı. Fakat bölgenin fedakâr ve kadirşinas halkı bu havada bile sokaklara dökülerek tören kıtasının arkasından yürüyorlardı. Bu halktan bazıları, külçe halinde bulunmaları hasebiyle çuvallar ve torbalar içinde bulunan cesetleri bile gözyaşlarıyla ve kendi elleriyle tahta tabutlara koyarak gömmüşlerdi. İmam Ali Efendi’nin dinî merasiminden sonra şehitlerin aziz ruhları için de kendi dinleri, Şinto dininin icaplarına göre de ayin yapmak ve dua okumak için izin istemişler ve bu arzuları yerine getirilmiş olduğundan binlercesi geceyi kabristanda geçirmişti.
Eylülün yirmi dördünde cesetlerin aranmasına son verilmiş ve İmam Ali Efendi ile er Hayri, Yaeyama savaş gemisiyle arkadaşlarının yanına, Kobe’ye gönderilmişlerdir