Bahriye Bakanı, Ertuğrul'u pek mükemmel bulmuştu. Bu yüzden de Komutanı Albay Osman Bey'i tebrik etti. Şimdi sıra sefere iştirak edecek subayların ve personelin denetlenmesine gelmişti.
Bakanın emri üzerine, üst güvertede subaylar sancak, diğer personel iskele tarafta tabura geçtiler. Taburların ilk bakışta dikkati çeken mevcutları, gemideki subay sayısının, personelin sayısına göre birkaç misli fazla olduğunu gösteriyordu. O zamana kadar ayda bir kere bile gemiye uğramayanlar, tatlı buldukları bu sefere katılmak arzusuyla her gün sabah namazında gemiye gelmeyi âdet haline getirmişlerdi. Ertuğrul'un yirmi beş yıllık emektarı Sağ Kolağası Ömer Efendi Kaptan hayrette kalmıştı. Bu subaylardan çoğunu tanımıyordu. Çoğu da yüksek rütbeliydi. Bir ay kadar evvel geminin güvertesini temizletebileceği beş on askeri zor bulan Ömer Efendi Kaptan'ın karşısında şimdi üç yüze yakın asker dizilmişti.
Bu durumun nedeni hemen anlaşıldı. Diğer gemilerin sefere katılmak isteyen açıkgöz askerleri de kendiliklerinden Ertuğrul'a geliyorlardı. Hatta içlerinden Sadaretin ilk tezkeresiyle birlikte gelmiş olan kulağı delikler bile vardı. Bu davetsiz misafirler, gemideki hemşehrilerinin koltuklarının altına sığınmışlardı... Belki subaylar arasında da aynı şekilde gelenler vardı... Belki de bunların bir kısmı Haliç'te batıp leşi bir kenara çekilen gemilerin personellerinin taksimi sırasında Ertuğrul'a verilenlerdi.
O yıllarda subayların ve personelin kayıtları gerektiği gibi ve günü gününe tutulmadığından bu hususun tesbiti de zordu. Bahriye Bakanı, subayları ve personeli denetleyerek; içlerinden görünüş bakımından ve fizikî açıdan çirkin olanlarını, hal ve tavırlarını beğenmediklerini, yaşları fazla olanları ve rütbeleri büyük olanları ayıklamaya ve azaltmaya başladı. Ama bu işin subay ve personelin gözleri önünde yapılmasının hassasiyetini de görerek, süratle karar değiştirdi ve hiç olmazsa bundan sonra gemiye katılışları önlemek için, tabur mevcutlarının ismen tesbit edilmesini ve bu tesbit sırasında da yanlarına işaretler konulmasını istedi.
Bakan, öğle yemeğini gemide yedi. Aynı günün akşamı da gemide kaldı, subayların ve personelin listeleri ilan edildi. Listelerde ismi olmayanların, yeni görevlerini öğrenmek üzere bakanlığın II. Daire Başkanlığı'na başvurmaları da ayrıca tebliğ edildi. Albay Osman Bey'in teklifi üzerine gemicilik işlemlerinde ve yelken kullanmadaki maharetleri bilinen bazı liyakatli subayların da Ertuğrul'a tayinlerinin yapılmasına bakan onay verdiğinden, bu subayların isimleri de kendisine verildi. Verilen isimler arasında; gemi süvarisi olarak Binbaşı Ali Bey Efendi Kaptan, süvari muavini olarak Binbaşı Cemil Bey Efendi Kaptan ve seyir subayı olarak da Deniz Harp Okulu seyir öğretmeni Sol Kolağası Tahsin Efendi Kaptan vardı.
Ayrıca personel kadrosunun 200 kişi daha arttırılmasının uygun olacağı kanaatine varıldığından, personel arasından sadece sağlık durumları ve yaşları itibariyle böyle uzun bir seferin zorluklarına katlanamayacak olanları ayırdılar, noksan personeli de tamamladılar.
Gezinin yapılmasındaki zahiri sebeplerden birisi de, Deniz Harp Okulu öğrencilerinin teorik bilgilerini uygulamaları, görgü, bilgi ve deneyim kazanmaları olduğundan, bunun gereği için de en son mezun olan sınıftan lisan bilen on üç genç subayın yani o yıllardaki tabiriyle Şakirdanın geziye iştirak ettirilmesi uygun görüldü. Gemideki iskân zorluğu nedeniyle sınıfın geri kalan kısmı İstanbul'da bırakıldı.
Personel konusundaki son girişim, Bahriye Bakanlığı'nın 13 Nisan 1889 tarihinde saraya Mabeyin Başkâtipliği'ne (Özel Kalem Müdürlüğü) yaptığı teklifle oldu. Bu teklifte, "... Mektebi Fünun'u Bahriye'den mezun olan öğrencilerin bilgilerini pekiştirmeleri için Ertuğrul Firkateyni'nin okul gemisi olarak Hindistan, Çin ve Japonya'ya gönderilmesi ve bu ülkelerin sularında seyir yapması, Babıâli'den tebliğ buyrulan emir gereği olduğundan, bu firkateyne bilgili ve yetenekli bir Süvariyle bir de Süvari Muavini atanması gerekli olduğundan, Tekirdağlı Ali ve Cemil Efendi Kaptanlar bu görevlere uygun görülmüşlerdir. Bu subaylar aranılan nitelikleri taşıdıklarından, rütbelerinin yarbaylığa yükseltilerek, Ali Efendi Kaptan'ın Süvariliğe ve Cemil Efendi Kaptan'ın da Süvari Muavinliğine atanmaları uygun görülürse, bu konuda gereken emrin verilmesi..." talep ediliyordu. Bu teklifin de uygun görülerek kabul edildiği Mabeyin Başkâtipliğinden gönderilen 14 Nisan 1889 tarihli yanıttan anlaşılmaktadır. Gemi Süvarisi ve Muavininin hem terfilerinin hem de atanmalarının onaylandığını bildiren bu yanıt, personel konusunun da sonunu getirmiştir.