Ertuğrul, Bombay’a gelir gelmez, gemiyi ziyaret için rıhtıma ve iskelelere hücum başladı. İlk gün resmî ziyaretlere, mutat askerî merasimlere tahsis olunduğundan, gemiye halktan ziyaretçi kabul edilmedi. Ama ertesi gün güneşin doğuşuyla beraber geminin etrafını sandallar sardı. Ancak toka sancaktan evvel, savaş gemilerine ziyaretçi kabul edilmemesi, Osmanlı denizcilik geleneğinde olduğundan, gelen ziyaretçiler bir süre bekletildi. Zamanı geldiğinde de kabul edildi. Ziyaretçilerin çoğunluğunu Müslüman Hintliler oluşturuyordu. Ertuğrul’u görmek için günlerce meşakkatli seyahatleri göze alıp, Lahor, Delhi, Allahabad, Ahmedabad ve Haydarabad gibi uzak yerlerden gelenler de vardı.
Güvertede namaz kılanlar, direklere tırmanıp Osmanlı sancağına yüzünü gözünü sürenler, geminin güvertesini ve iskelesini öpenler, ağlayanlar Osmanlı şeref ve itibarına bu yörelerde çoktan beri hasret çekildiğinin canlı ve somut kanıtlarıydı. Gemiyi görmeye o kadar çok ziyaretçi geliyordu ki, izdihamdan hareket etmek bile kabil olmuyordu. Hatta birkaç kez iskeleler yukarı alınarak tehacümü durdurmak gerekmişti. Ama iskelelerin yukarı çekildiğini gören halk, hemen şikâyete başlıyor, gemiyi görmek için katlandıkları büyük zahmetleri anlatmak istiyorlar, ayaklarının şişkinliğini, üst başlarının toz toprak içindeki halini göstererek anlayış talep ediyorlardı.
Bu ziyaretlerin garip yönü, gelenlerin grup grup toplanarak askerlerle saatlerce konuşmalarıydı. Ama nasıl? Hangi dilde? O yıllarda Hindistan’da yüz ellinin üzerinde dilin konuşulduğu, fakat bunların içinde bilinen dünya dillerinden hiçbirisinin olmadığı düşünülürse, ortak dil sadece bedenin dili, işaretler, dualar ve daha önemlisi sabır ve metanetti. Zor anlaşıyorlardı ama zevkle anlaşıyorlar, birbirlerine davetler ve ikramlar yapıyorlardı.
Ertuğrul’un Bombay’da gördüğü ilgi sadece sade Hint vatandaşlarının ilgisinden ibaret değildi. Sahilde bir bağrışma, bir alkış duyulması, bir kaynaşma olması bir mihracenin gemiyi ziyarete gelmekte olduğunun belirtisiydi. Bu belirtinin hemen ardından ipek halılar, altın yaldızlı tahtırevanı üzerinde Mihrace ile özel olarak süslenmiş beş on fil ile buna refakat eden meşaleli, mızraklı, siyah cübbeli, bal renkli sarıklı kırk Hintliden oluşan muhafız alayı, sahilin gemiye en yakın noktasında belirirlerdi.
Gemi gözcüleri sahilde bu gibi hareketleri görürlerse, bunun anlamının bir mihracenin gemiye gelmekte olduğunu anlarlar ve hemen köprü üstünde dikkat borusu çaldırtarak, gemideki herkesi uyarırlar ve tören kıtasının hazırlanmasına, iskelelere asılan halkın aralanarak, gelen yüksek misafirin, gemiyi rahatça ziyaret etmesine imkân yaratmaya çalışırlardı.
Ertuğrul’un Bombay’da kaldığı bir hafta boyunca, tüm Hindistan’da o yıllarda miktarları altı yüzü bulan Mihracelerden on beşi gemiyi ziyarete gelmiş ve bizzat Komutan Albay Osman Bey tarafından büyük üniformayla, devlet başkanlarına, hükümdarlara yapılan törenlerle karşılanıp uğurlanmışlar, tabiatıyla top atışlarıyla da selamlanmışlardı. Mihracelerine yapılan bu törenler, Hint halkının büyük ilgi ve sempatisiyle karşılanmış, karşılık olarak şehre çıkan Ertuğrul subaylarına ve mürettebatına gösterdikleri misafirperverliğin derecesini yükseltmişti.
Ertuğrul’u Bombay’da günde ortalama olarak 20 000 kişi, ziyarete açık olduğu bir hafta içinde ise toplam 150 000’e yakın kişi ziyaret etmişti. Bu ziyaretçilerin içinde Müslümanların dışında ateşperestler, putperestler, Budistler, satıcılar, hokkabazlar, marifetlerini sergilemek isteyen Hint fakirleri, çamaşırcılar, erzak ve eşya komisyoncuları da bulunmaktaydı.
Ertuğrul, Bombay’da gerçekten büyük ilgi görmüş, bir savaş gemisinin bayrak gösterme ziyaretinden beklenen neticenin azamîsinin alınmasını mümkün kılmıştı. Hindistan’ın Müslüman halkının Halifelerinin gemisine karşı gösterdiği yakınlıktan gurur duymamak mümkün değildi... Bu durum belki de II. Abdülhamid’in beklentilerinin bile üstündeydi. 29 ekim 1889 tarihli Advocate of İndia isimli İngilizce olarak yayımlanan bir gazete bakın ziyarete ilişkin neler diyordu:
“... Bugün Bombay Limanı’nda şerefli Osmanlı sancağının dalgalanması bize şan ve şeref vermiştir. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid; bir geminin bayrağını taşıdığı ve mensubu olduğu ülkenin imtiyazlarının tümüne, gittiği her yerde de aynen haiz ol masını öngören uluslararası kurallara göre, Bombay Limanı’nın küçük bir kısmına hâkim olmuştur... ... Ertuğrul bin sekiz yüz tonluk mükemmel bir firkateyndir. Çeşitli çaplarda top ları vardır. Karaya çıkan mürettebatı herkesin takdirini kazanmıştır. Bu nedenle halkta da gemiyi gezme ve yakından görme arzusu uyanmıştır. Türk denizcilerinin hepsi çalışkan ve güçlü kuvvetli aslanlardır. Üniformalarıyla kırmızı renkli fesleriyle özellikle takdir toplamışlardır. Gemiyi ziyarete gidenler burada büyük bir nezaketle kabul edilmişler, gezilmeye layık bütün yerler kendilerine gösterilmiş ve hiçbir şey saklanmamıştır. Hatta arada sırada bando ile marşlar bile çalmışlardır... ... Firkateynin Bombay’a gelişi Hindistan’ın Müslüman halkı üzerinde geniş bir tesir bırakmış, bu halk din kardeşlerini büyük bir içtenlikle bağırlarına basmıştır. Cuma günü gemi mürettebatından 150 kadar asker ve bazı subaylar gayet temiz giyinmiş oldukları halde cuma namazını eda etmek üzere camilere gitmişler ve yolda kala balık bir halk kitlesi tarafından saygıyla selamlanmışlardır. ... Ertuğrul’un Bombay’da kaldığı süre içinde şehirde gezme iznini almış olan su baylar ve erler sokaklarda takdire değer biçimde dolaşmışlardır. Polis kayıtlarında hiç bir olaya rastlanmamıştır. ... Osmanlılar aleyhinde konuşmanın âdet haline geldiği bu günlerde, biz burada gördüğümüz iyi karakterli insanları yazmayı kendimize görev bildik...”
Yine Bombay’da Gucerat diliyle yayımlanan Gazette of Bombay isimli gazetenin 28 ekim 1889 tarihli sayısında da Ertuğrul’un ziyareti hakkında şunlar yazılmıştır: “... Osmanlı Devleti’nin Ertuğrul isimli gemisinin Bombay Limanı’na gelerek askerlerinin çok yeknesak bir kıyafetle şehirde dolaşmalarını görenler hayret içinde kalarak bunların kimler olduklarını sorunca, onların Osmanlı askeri olduklarını öğrendiler. Halk tarafından verilen ziyafetlerde ve cuma namazındaki tutumlarından halk, limanda bir Osmanlı gemisinin bulunduğunu anlamış ve bütün Müslüman halk gemiyi gezmeye koşmuştur. Geçen cumartesi günü gemiye giden gazetemizin yazıişleri müdürü, basacak yer olmadığını bizzat görmüştür. Bazı kişiler de gemiye merdivenlerden çıkacak yer bulamadıkları için halatlara tırmanarak çıkmışlardır... ... Osmanlı denizcileri kadar, kıyafet ve tavırlarından çok üstün ahlak sahibi olmalarıyla tanınan başka asker tasavvur edilemez. Takdire şayan bir nokta da Osman lı denizcilerinin hiçbir şey saklamadan gemilerini baştan aşağı gezdirmeleriydi. Bu tutum diğer ecnebi milletlerin denizcilerinde görülemezdi. Hiçbir denizci ziyaretçiler den bahşiş ya da başka bir eşya istemedi. Onların aldıkları terbiyeyi ne kadar övsek azdır. Gemi subaylarından bazıları İngilizce biliyorlardı. Hindistan’ın Müslüman halkının Halifeye olan bağlılıkları bu gemiye ilgileri ile belli olmuştu. Bu hali, gemi komutanı ve mürettebatı da gözleriyle gördüler. Herhalde memleketlerine döndüklerinde, Halife bu gerçekleri öğrendiği zaman Osmanlı-İngiliz ilişkilerinin daha iyi bir hal alacağı ve buradaki Müslüman halkın da daha fazla gelişeceği açıktır...”
Ertuğrul’un ziyaret ettiği yerlerde gerçekten büyük bir etki yaptığı ve Halife lehine çok olumlu bir hava yarattığı ve Müslümanların kendisine bağlılığını pekiştirdiği gerek Gemi Komutanı Albay Osman Bey’in raporlarından gerek yerel basında çıkan yazılardan anlaşılmaktaydı. Yukarıda verilen iki örnek yazı da Osmanlıcaya çevrilerek önce Ceride-i Bahriye Dergisinde, sonra da İstanbul basınının hemen hemen bütün gazetelerinde yayımlanmıştır. Yazılarda belirtilen Müslümanların coşkunluğu bilhassa vurgulanarak, Osmanlı dünyasındaki bütün Müslümanlara, tüm dünyada Müslümanlığın birlik içinde ve Hilafet’in de görev başında olduğu anlatılmış oluyordu. Ertuğrul aracılığıyla Osmanlı Hilafet otoritesinin imparatorluk sınırları ve Arap dünyası sınırları dışındaki Müslümanlar için de geçerli olduğunun ispat edildiği söylenmekteydi.
Bombay’da 26 Ekim 1889 günü halkın ziyaretine son verilerek, müteakip sefer için su, yiyecek ve kömür ikmallerinin yapılmasına başlandı ve ertesi günü de Seylan’ın merkezi Kolombo’ya müteveccihen hareket edildi.