Ertuğrul İstanbul’dan hareketinin ertesi günü sabahı Çanakkale Boğazı geçişine başladı. Geçiş esnasında rüzgârlar güneybatıdan yani lodostan estiği için yelkenler sardırılmış, makine gücüyle seyredilmesi emredilmişti. Gemi Gelibolu önlerine vardığı zaman başta subaylar olmak üzere tüm personel tören için muntazam sıralar halinde güvertede toplanmıştı. İmam bir Fatiha okudu ve 500 yıllık bir gelenek gereği olarak, top atışıyla Rumeli’ye geçen ilk Türk komutanı olan Süleyman Paşa selamlandı. Ruhu şad edildi, saygı duruşunda bulunuldu.
Bugün Gelibolu’ya yaklaşırken Hamzaköy civarında yapılan bu tören, boğazdan geçiş hangi yöne olursa olsun boğaza giren çıkan tüm Türk savaş gemileri tarafından eski adıyla “Morto Koyu” yeni adıyla Anıt Liman önlerine yaklaşırken Mehmetçik Anıtı önünde yapılmaktadır. Saygı duruşları gelenek, anlam ve ruh olarak aynen ve titizlikle sürdürülmektedir. Ama bu kez Çanakkale şehitlerinin şahsında tüm şehitlerimizin ruhlarının şad edilmesine ve aynı boğaz içinde fakat değişik bir yerde fakat benzer şekilde...
Ertuğrul, Çanakkale Boğazı’ndan çıktıktan sonra, o günlerde Yunanistan’ın Attike Yarımadası önlerinden itibaren güneydoğu yönüne, Ege’nin orta kısımlarına kadar uzanan Güney Sporad Adaları hariç, hemen hemen tümüyle Osmanlı egemenliğinde olan Ege adaları arasından geçerek Port Said rotasında yol alıyordu.
Ege adalarının o yıllardaki kent merkezleri yüksek dağların tepelerinde, kayalar arasındaki çorak yerlere kurulmuşlardı. Sarp tepeler üzerindeki bu mamureler korsanlık döneminin yadigârlarıydı. Sahillerdeki nefis koylar ve doğal limanlar ise genelde bomboştu. Kıyı şehirleri deniz haydutluğunun ve korsanlığın uluslararası düzeyde yasaklandığı 1856 Paris Kongresi’nden sonra ve bu kongrede alınan kararların fiilen ve etkin bir şekilde uygulanmasından sonra kurulabilmiştir. Ama buradaki deniz haydutluğunun ve korsanlığın kaldırılması yüzyılın sonlarına doğru bile tümüyle önlenememişti. Bu denizde faaliyet gösteren Rum deniz haydutları Osmanlı İmparatorluğu’nun da başının derdiydi.
Amerika’nın ve Okyanusya’nın keşfinden önce insanoğlu dünyanın merkezini Akdeniz olarak biliyordu. Pirî Reis’in ünlü haritası da Kahire merkez olmak üzere fezadan dünyanın görünüşünün resmedilmesinden başka bir şey değildi. 1952 yılında Amerikalılar fezadan dünyanın resmini ilk kez çektikleri zaman, resmin inanılmayacak derecede Piri Reis’in haritasına benzediğini hayretle görmüşlerdi. Mezopotamya, Hitit, Mısır, Yunan, Roma, Kartaca vb... gibi büyük uygarlıkların pek çoğu da bu denizin kıyılarında veya yakınlarında kurulmuşlardı. İlk deniz ticareti de yine bu denizde başlamıştı. Deniz ticaretine ilk giren uluslar da; Fenikeliler, Kartacalılar, Yunanlılar, Cenevizliler, Venedikliler ve Türkler gibi uluslar olmuşlar, denizin menfaatlerini paylaşma mücadelesi içine girmişlerdir. Hatta dünyada deniz araçlarının ilk kez bir savaş vasıtası olarak kullanılması da yine bu denizde Atinalılar ile Persler arasında yapılan Salamis Deniz Savaşı sırasında olmuş, ondan sonra da gemiler artan bir tempoyla savaşların vazgeçilmez birer vurucu unsuru olmuşlardır.
Akdeniz’de deniz ticaretinin başlamasıyla beraber deniz haydutluğu da başlamıştı. Korsanlığın ve insan ticaretinin serbestçe yapıldığı bu dönemlerde herkes kendi hakkını kendi bilek gücüyle savunmaya hazır olmak durumundaydı. Sahiller ile kent merkezleri arasındaki iki üç saatlik mesafe konulması da, savunma tedbirlerinin alınabilmesi için gerekli zamanı kazanmak, baskına uğramamak içindi.
Eğer sahillere gelen gemiler, sadece ticaret yapma maksadıyla gelmişlerse, gemi kaptanı sırma ve yaldızlarla süslü ve “Pazarlık Elbisesi” olarak bilinen elbiselerini giyer, karaya çıkar, yalnız başına şehre doğru yürümeye başlardı. Böylece de ada sakinleri ziyaretin ticaret maksadıyla olduğunu anlardı. Kaptanın süs miktarı da yapılmak istenen alışverişin miktarıyla orantılı olurdu. Ama bazen taraflardan birisi veya her ikisi birden karşısındakinden şüphelenirse bu takdirde taraflar birbirlerine karşılıklı olarak rehinler verirlerdi. Alışverişin sonunda da rehinler iade edilirdi.
Ertuğrul o günlerde Rum korsanların faaliyet sahalarından birisi olan Ege’den çıktıktan sonra Marmaris’e uğramış ve oradan Port Said’e doğru yol almaya devam etmiştir. İstanbul-Port Said arasındaki 800 millik mesafeyi on günde kat edebilmiş ve ortalama üç buçuk mil sürat yapabilmişti.
Süveyş Kanalı şirketinin merkezi Port Said’deydi. Ertuğrul, limana demirler demirlemez Kanal İdaresine bir subay gönderilerek, gemi bilgileri ilgililere verilmiş ve cuma günü kanaldan geçmek için sıra numarası alınmıştır.