Ertuğrul, 22 Mart 1890 günü ardında olumlu izlenimler fakat sıkıntılı geçen birkaç ay bırakarak Singapur’dan hareket etti. Şiddetle esen kuzey rüzgârları yüzünden yelken kullanamıyordu. Hangi saat olursa olsun güneyden esen bir rüzgâr yakalanırsa, hemen bütün personel işbaşına alınarak yelkenlerin süratle açılması sağlanıyordu.
Ertuğrul’un limandan ayrılışının üçüncü günü çok şiddetli bir poyraz fırtınası çıktı. Gemi makinesi bütün gücüyle çalıştırıldığı halde saatte üç milden fazla sürat yapılamıyordu. Gereksiz kömür sarfiyatının önüne geçebilmek için yan yelkenler açılarak Siyam Körfezi’ne doğru dümen kırıldı. Geminin sancak başomuzluğundaki ufuk adeta yanıyor gibiydi. Aralıksız şimşekler çakıyor, gök gürültüleri etrafı inletiyordu. Bunlar hayra alamet şeyler değildi, fırtınanın şiddetleneceğinin belirtileriydi. Çin Denizi Ertuğrul’un fedakar mürettebatına hiç de nazik olmayan bir tarzda adeta hoş geldin diyordu.
Şimdiye kadar, bu mevsimde bu sularda ufak yelkenli teknelerin uzun seyirler yaptıkları görülmemişti. Ertuğrul’un cüreti tayfunlar denizinin ilahlarının izzetinefsine dokunmuştu. Her geçen saat gemi daha fazla sallanıyor, rüzgâr armalarda daha tiz ıslıklar çalmaya başlıyordu. Artık firkateyn Siyam Körfezi’nin içine doğru bir rotada bile seyredemez hale gelmişti. Kamaralarda yatmak kabil değildi. Personel ranzalardan ve hamaklardan uçuyordu. Vakit gece yarısını bulunca da dalgalar iyice çullanmaya başlamıştı. Bütün kaportalar, lombozlar sıkıca kapatılmış, kelebekleri sıkıştırılmıştı. Ambar kapaklarının etrafına brandalar gerilmiş ve bağlanmıştı. Artık geminin alt bölmelerinde kalanlar altta, güvertede kalanlar da güvertede kalmaya mahkûm hale gelmişlerdi. Denizler geminin güvertesinin birkaç metre üstünden geçiyordu. Yelken nöbetçileri direklere sıkıca bağlanmışlardı. Can yeleksiz kimse kalmamıştı.
Komutan Osman Paşa, Süvari Ali Bey ve seyir subayıyla birlikte durumu soğukkanlılıkla değerlendirdiler. Karar: rüzgârı arkaya alıp Singapur rotasına geri dönmek... Başka seçenek yoktu... Bu kararla kat edilen mesafenin bir kısmının kaybı göze alınmıştı ama asıl önemli olan bu kayıp değildi. Önemli olan bu azgın denizde birbiri peşine çullanan dalgaların gemiyi alabora etme riski karşısında dönüşün nasıl yapılacağıydı... Ama Osman Paşa kendisine ve personeline güveniyordu. Bu son derece zor manevrada dahi gemisini alabora olmadan döndürebileceğine inanıyordu. Bu inanç içinde gür sesiyle haykırdı. “Alesta orsa alabanda tramola!” (Rüzgâr üstünden dönüşe hazır ol !) Gök gürültüleri ile rüzgârın armadada çıkardığı ıslıklar arasından personelin sesleri, uzak bir âlemden akseder gibi kesik kesik duyuldu. “Alesta!” (Hazır !)
Komutlar birbirini izledi. Her birinin gereği yapıldı. Gemi 35 derecenin üzerinde yalpaya düşmesine rağmen dönememişti. Pruva direğinin dibinden gelen talihsiz bir ses bu gerçeği ifade ediyor, etrafı hüzne boğuyordu... “Kör tramola!” (Dönüş yapılamadı !) Gemi tekrar aynı rotaya alındı. 15-20 dakika sonra bir deneme daha yapıldı fakat yine başarı sağlanamadı.
Üçüncü denemenin makine çalıştırılarak ve tam takat uygulanarak yapılmasına karar verildi. Bir saat kadar sonra makinenin hazır raporu geldi ve üçüncü deneme onun yardımıyla yapıldı. Gemi ancak son derece sıkıntılı geçen üç saatlik bir uğraşma sonucu nihayet aksi rotaya dönebilmişti.
Gemi güney rotasına alınınca nispeten rahatlamış, yelkenler açtırılmıştı. Fırtına ertesi günü ikindi saatlerine kadar devam etti. Yapılan hesaplarda geminin kuzey rotasında iki günde kat ettiği mesafeyi, fırtınayı arkaya alarak onsekiz saatte kaybettiği anlaşılmıştı. Bu 18 saatlik geri dönüş, Saygon’a varışı üç gün uzatmıştı.
Gemi tekrar normal rotasına alındıktan bir süre sonra kuvvetli bir yağmur ve onu takiben de fındık büyüklüğünde dolu yağmıştı. Ertuğrul’un güvertesi dört santime yakın bir kalınlıkta buz taneleriyle örtülmüştü. Ama bunlar iyi haberlerdi, fırtınanın bittiğinin müjdecileriydi ve mutlulukla karşılanmışlardı.
Çin Denizi’nin bu birinci sillesini kazasız belasız atlattığına şükreden Ertuğul 29 Mart 1890 günü Saygon’a vardı.