Süveyş Kanalı 88 mil uzunluğundaydı. Akdeniz sahilinde bulunan Port Said’den başlayarak Kızıldeniz’deki Süveyş civarında son buluyordu. 1859’da inşaatı başlamış ve on yılda tamamlanmıştır. O günlerde en geniş yerinde eni 200, derinliği de 36 kademdi.
Aslında Akdeniz ile Kızıldeniz’i birleştirmek fikri pek eski bir fikirdi. İlk kanal Nil Nehri’nin kollarından yararlanılmak suretiyle milattan bin yıl kadar evvel açılmıştır. Fakat zamanla tıkanmıştır. Ama kanal açma girişimleri durmamıştır. Dokuz defa daha tekrarlandığı bilinmektedir. Firavunlardan sonra, Romalıların, Arapların, Abbasîlerin, Türklerin ve Fransızların girişimleri olmuştur. Fakat bu girişimlerin çoğunluğu yine Nil’in kollarından yararlanılması esasına dayanmıştır.
İki deniz arasındaki en dar kara parçasının bulunduğu yerden bir kanal açma fikri, ilk kez II. Selim zamanında Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa tarafından 1570 tarihinde ortaya atılmıştır. Sokullu’dan iki yüz yıldan fazla bir zaman sonra da; Napolyon Bonapart, Mısır’ı işgali sırasında aynı fikri Lepère isimli bir mühendisine incelettirmiştir.
Bu mühendisin Akdeniz kıyılarında yaptığı inceleme, denizin med zamanına, yani suların yükseldiği zamana rastlamıştır. Kızıldeniz kıyılarında yaptığı inceleme ise, bir tesadüf cezir zamanına, yani suların çekildiği, seviyesinin düştüğü bir zamana rastlamıştır. Bu durum Mühendis Lepère’i iki deniz arasında çok önemli bir seviye farkı olduğu yanılgısına götürmüş, eğer kanal açılırsa Akdeniz’in sularının Kızıldeniz’e akacağını, bu akış esnasında da kanalda hiçbir geminin başa çıkamayacağı süratte bir akıntı meydana geleceğini ve Akdeniz’in büyük bir kısmının kuruyacağını ifade etmiştir.
Lepère diğer mühendislerin kendisine karşı çıkmasına rağmen, uzun ve karmaşık hesaplarla fikrinin doğruluğunu da savunabilmiştir. Bu tartışmalar sırasında da politik durum Fransa’nın aleyhine bir gelişme göstermiş ve Fransa Mısır’ı terk etmek zorunda kalınca da, konu uygulama alanına konulamadan ortada kalmıştır.
Sokullu Mehmed Paşa’nın kanal açma fikrini gerçekleştiren, Fransa İmparatoru III. Napoléon zamanında yine bir Fransız mühendisi olan Ferdinand de Lesseps olmuş ve on yıldan fazla süren bir çalışmadan sonra kanal 1869 yılında deniz ulaşımına açılmıştır.
Ertuğrul, kanalın deniz ulaşımına açılmasından 20 yıl sonra, 26 Temmuz 1889 cuma günü, kılavuz da alarak saat 10.30’da kanala girdi. Gemi makineyle seyrediyordu. Kanalda yapılabilecek sürat, azamî beş mil olduğundan, kanal geçişi bir günden fazla bir zaman alıyordu. Yüksek süratle seyirlerde kanal kıyılarının tahrip olmasından çekiniliyordu. O tarihlerde kanaldan günde 10 gemi geçtiğinden bu sıkıntılı seyahat esnasında üç beş gemiyle karşılaşmak ihtimali vardı. Bu gibi hallerde gemilerden biri kanalın bir sahiline yanaştırılır veya bu maksatla yapılmış ceplerin içine alınırdı. Diğer gemi geçtikten sonra da yoluna devam ederdi.
Ertuğrul kanala girdikten dört saat sonra, yirmi dördüncü kilometrede karşı yönde gelen bir gemiyle karşılaştı. Firkateyn kılavuzun gösterdiği sahile yanaştırılarak baş ve kıçtan bağlandı. Bu yerde kanal o kadar dardı ki, karşı yönden gelen gemi Ertuğrul’a adeta sürünerek geçebildi. Gemiler birbirlerinin hizasına geldikleri zaman selamlaştılar, gemi geçtikten sonra da sahile bağlanan halatlar çözülerek, hareket olundu. Güneş batımına yakın rastlanan ikinci gemiye de aynı şekilde yol verildi ve saat 20.00 civarında İsmailiye önünden geçildi. Kılavuzlar kanalda kısım kısım nöbet aldıklarından sabahleyin Ertuğrul’a gelen kılavuz nöbetini, İsmailiye’den gelen kılavuza devretmişti. Saat 22.00 civarında kılavuzun da önerisiyle gece gemi sahile bağlandı ve sabah beklenmeye başlandı.
Cumartesi günü hava aydınlandıktan sonra yeniden ileri harekete geçildi. Öğleye doğru Mürret-ül Kübra Gölü’ne acı göle girildi. Bu gölün de sadece orta hattı gemilerin seyri için taranarak derinleştirilmişti. Gerektiğinde sahile bağlanacak kısımlar mevcut olmadığından burada gemilerin birbirleriyle karşılaşmaları çok daha tehlikeliydi. Ekseriyetle de kazalar bu gölde oluyordu.