28 Temmuz 1889
Kanal geçişinde Ertuğrul’un başına gelen ilk olaydan sonra bilinenden daha fazla su çektiği anlaşılmıştı. Kanalın derin kısmı orta hattı olduğundan Ertuğrul’un bu hattı takip ederek seyretmesi uygun ve emniyetli olurdu. Ama “kanal talimatı” kuzeyden gelen gemilerin güneyden gelen gemilere yol vermesini amirdi. Buna göre Ertuğrul güneyden gelen her gemiye sahile bağlanarak yol vermek zorundaydı. Bu da geminin ciddî tehlikeler yaşamasına neden olacaktı. Kanalın bitmesine daha da yaklaşık beş saatlik bir zaman vardı. Ya Ertuğrul’un geçişi için, kanal beş saat boş bulundurulacak yahut da istisnaî bir hareket olarak güneyden gelen gemiler Ertuğrul’a yol vereceklerdi.
Kanal idaresi beş saat için kanalı Ertuğrul’un geçişi için trafiğe kapatma fikrini uygun bulmalarına rağmen, güneyden gelen gemilerin Ertuğrul’a yol vermeleri fikrini daha fazla benimseyerek ve de bunu sağlayacaklarını vaat ederek gemiden ayrıldılar. Firkateyn de dikkat ve basiretle kanal seyrine devam etti.
Fakat işaret istasyonlarından birine yaklaşırken, ileriden bir geminin gelmekte olduğuna dair işaret verildiği görüldü. Komutan Osman Bey, kılavuza kanal idaresi uzmanlarının vaadini hatırlattı ise de, kılavuz, bu emrin gemilere henüz tebliğ edilmemiş olabileceğini beyan ederek, işarete mutlaka riayet edilmesinin gerektiğini, aksi takdirde kanalda çarpışmanın kaçınılmaz olacağı görüşünde ısrar etti.
Ertuğrul’un Mürret-ül Kübra Gölü’nde kuma oturması kanalın bir süre trafiğe kapanmasına, güneyden kuzeye geçmek isteyen gemilerin kanalın Kızıldeniz ucundaki giriş yeri Süveyş Limanı’nda birikimine neden olmuştu. Firkateyn kurtulunca bu birikime izin verilmiş ve bu durum da kanaldaki trafiği olağanın üzerinde artırmıştı. Nitekim Ertuğrul’un bulunduğu yerden gemiler arka arkaya görülmeye başlanmıştı. Ertuğrul da her yaklaşan gemiye yol vermek için kanalın bir sahiline yanaşmaktan başka seçeneğe sahip değildi. Bu yüzden gemide halatlar ve halatçılar devamlı hazır bulunduruluyordu. Gemi komutanı, süvarisi, süvari muavini ve seyir subayı da köprü üstünden ayrılamıyorlardı. Geminin kıç tarafından da sert ve sağanaklı bir rüzgâr estiğinden Ertuğrul’un kanal talimatının gereklerine göre idaresi gerçekten güçtü. Kuzeyden güneye şiddetli bir cezir akıntısının mevcudiyeti de bu güçlüğü daha da artırıyordu.
İşte bu güç durumda, uğursuzluk getirdiğine inanılan ve çok inatçı bir kişiliğe sahip olan kılavuza, kanalın geniş bir yeri gösterilerek sahile yanaşılması telkin edildi. Fakat kılavuz yanaşılacak yerlerin daha evvel belirlenmiş yerler olduğunu, her isteyenin her istediği yere yanaşamayacağını söylüyordu. Çaresiz, her gelen gemi yaklaştığı zaman Ertuğrul, filikalarla kılavuzun gösterdiği yerlere halat veriyordu. Hatta bazen gemiyi durdurmak için makineyi tornistan çalıştırmak bile gerekiyordu.
İşte böyle sahile halat verme ameliyelerinin birisinde, rüzgâr geminin kıçını kaparak karşı sahile yaslamıştı. Gemi daha çok yanaşılacak sahilin aksi tarafında fakat halatları yanaşılacak sahilde olarak, kanal geçiş rotasına dik bir biçimde kanalı geçişe karşı bloklamıştı. Karşıdan gelen gemiler bu halatlar üzerine bindirecek olurlarsa, giderek gerilecekler ve mutlaka bir çarpışmanın nedeni olacaklardı. Bu tehlikeyi önlemek için halatların başına baltalı erler konuldu. Karşıdan gelen gemilere de tehlike işareti verildi. Personel de güverteye alınarak halatlar çekilmeye ve gemi kanalın orta hattına doğru gelmeye başladı. Ara sıra makineyle de halat manevrasına yardım ediliyor, gemi uygun sahile yanaştırılmaya çalışılıyordu. Tam sahilden koparılıp kanal ortasına doğru açılmaya başlamıştı ki, pervanesinin bir cisme temas ettiği hissedilerek, hafifçe sarsıldı. Halatlar mümkün olan süratle karşı sahile aktarıldı. Güneyden gelen gemilerin geçişine müsaade olundu.
Sarsıntının mahiyetini öğrenmek için yapılan muayenede; dümenin su hattının üzerinde kalan bileziğinden kırılarak denize düştüğü, kıç bodoslamasının da büyük bir kısmıyla parçalandığı anlaşıldı. Bu şekilde seyretmek mümkün değildi. Artık gemi dümensizdi. Ayrıca kıç bodoslaması da hasarlıydı.
Pazar günü dalgıçlar tarafından kanalın dibi araştırılarak, dümen ve kıç bodoslama parçası bulundu. Her ikisi de çok ağır olduğu için bunları geminin kendi imkânlarıyla çıkarması mümkün değildi. Yine kanal idaresinden yardım istendi. Kanal idaresi Ertuğrul’a yardımdan ziyade kanal trafiğini aksatmamak düşüncesini esas alarak, olay yerine bir maçuna gönderdi. Bu maçuna yardımıyla dümen çıkarılarak geminin güvertesine konuldu. Fakat kırılan bodoslama parçası dümenden çok daha ağırdı. Güverteye alınırsa, güvertenin çökmesi olasılığı vardı. Onun için geminin bordasına asıldı.
Bu arada gemi inşa mühendisi Teğmen Ali Efendi ile kalfası gemiyi muayene etti. Kırılan kıç bodoslama parçası yerine yenisinin yapılması ve geminin havuza alınması gerektiğini rapor etti. Geminin bulunduğu yerden kanal geçişini tamamlaması için bir istimbot tarafından çekilmesine gerek olduğunu da ayrıca belirtti. Olayın vukua gelmesinde kılavuzun yeteneksizliğinin etkisi büyük olduğuna kanaat getirildiğinden kaza sonrası yardım için gönderilen maçuna ve iistimbot için kanal idaresi herhangi bir ücret talep etmedi. Bu durumu Bahriye Bakanı Hasan Hüsnü Paşa iyi değerlendirdi ve Sadaret’e ve Mabeyin’e yazdığı bütün yazılarda ve verdiği raporlarda “Hata gemi komutanının değil, kılavuzundur.” cümlesini ilave etmeyi unutmadı.
Bu ifade, aynı zamanda İngiliz basınında ve ünlü Times gazetesinde daha olay İstanbul’da duyulmadan önce yapılan yayına ve “Ertuğrul’u ve subaylarını yeteneksiz” olarak nitelemesine karşı da bir cevap oluyordu.