www.ertugrul.jp : Japonya'da bir Osmanlı Gemisi

Ana Sayfa | DESTEKLEYENLER | HAKKIMIZDA | İLETİŞİM | 日本語 |

Savaş Sonrasında Türk Japon İlişkileri


Türkiye Cumhuriyeti 8 Eylül 1951’de San Francisco Barış Antlaşması’nı imzalamış ve 13 Eylül 1951’de de Tokyo’da başkonsolosluk açmıştır. Ardından da Türk-Japon diplomatik ilişkileri yeniden gelişmeye başlamış ve 28 Nisan 1952’de San Francisco Antlaşması Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye Tokyo Büyükelçiliği’ni 6 Haziran 1952’de, Japonya da Ankara Büyükelçiği’ni 14 mart 1953’te açmıştır.

Savaş sonrası ilk Türk Büyükelçisi emekli Orgeneral İzzettin Aksalur, ilk Japon Büyükelçisi Şiniçi Kamimura’dır.

Savaş sonrası Japonya’nın en önemli sorunu yalnızlık ve yalnızlıktan kurtulma gayretlerinin başarıya ulaştırılmasıydı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında pek çok ülkeyi işgal eden Japonya, bu ülke halklarına büyük acılar çektirdiğinin ve zararlar verdirdiğinin bilincindeydi. Kendi topraklarının da harap olmasının ve 2 milyon Japon’un hayatını kaybetmesinin de bunların karşılığı olmadığını biliyordu. Bu neticelerin Japonya’ya kazandırdığı deneyimle militarizmden çok uzak, totaliter bir yönetime imkân vermeyecek tarzda, ABD Anayasası’nın benzeri olarak hazırlanan yeni Japon Anayasası barışçıl temeller üzerine oturtulmuştu. Japonya Birleşmiş Milletler umdelerini benimsemiş ve ona üye olmak istemişti. Bu konuda en büyük desteklerden birini de Türkiye’den görmüş ve nihayet 1956’da Birleşmiş Milletler üyeliğine de kabul edilmişti. Savaşın harabeye çevirdiği bir ortam içinde bugünkü Japon mucizesini yaratan dönüşümlerin ve oluşumların temel taşları böyle atılmıştı.

1950’li yıllarda Türk-Japon ilişkilerindeki gelişmeler, iki ülke arasında 1955’te imzalanan yeni bir Ticaret ve Ödemeler Antlaşması ve başbakanlar dahil çeşitli düzeylerde heyetlerin Türkiye ve Japonya’ya karşılıklı olarak yaptıkları ziyaretlerle sürmüştü. Nisan 1958’de dönemin Türk Başbakanı Adnan Menderes’in, eylül 1959’da dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan’ın başkanlığındaki Türk Parlamento Heyeti’nin Japonya’yı ziyaretinin hemen ardından, Türkiye’nin Tokyo Büyükelçisi Süreyya Anderiman ve eşinin hâlâ sebebi anlaşılamayan bir nedenle büyükelçiliğin resmî konutunda intihar etmiş olmaları iki ülke ilişkilerinde çok üzücü bir olay olmuştur.

1960’lı yılların en önemli olayları ise, 1962’de Türk-Japon Parlamento Dostluk Birliği’nin kurulması, 10-21 Nisan 1963’te Japon Prensi ve Prensesi Mikasa’nın Türkiye’yi ziyaretidir.

Japonya’da imparatorluk ailesinin dış ülkelere seyahat etmesi çok sık rastlanan bir olay değildir. İmparatorluk ailesinin üyeleri ancak kraliyet yönetiminde olan ya da Japonya’ya çok yakın olan ülkelere ziyaret ederler. O da ancak Bakanlar Kurulu kararıyla...

Anadolu ve Mezopotamya tarihi ve sanatı konusunda uzmanlaşmış bir arkeolog olan Prens Mikasa, Türkiye’ye zengin kültürel geçmişinden dolayı büyük ilgi duymaktaydı. Prens Mikasa, 1960 yılında Tokyo’da ve bunun ardından da Osaka ve Nagoya’da sergilenen Eski Türk Sanatları Sergisi’nin açılış törenine de katılmış ve sergiyi büyük bir ilgiyle ve bilinçle izlemişti.

1963 yılının başında Ertuğrul Şehitleri Anıtı’nı ziyaret edecek olan Prens Mikasa, Türkiye’ye yaptığı bu ilk ziyaretinden çok güzel anılar ve derin izlenimlerle dönmüş, Türkiye’ye olan ilgisi daha da artmıştı. Ve de bunlar Sankei gazetesinin 9 mayıs tarihli sayısında yayımlanmıştı.

1986 ve 1993 yıllarında yeniden Türkiye’ye gelmesi de, yine bu ülkeye duyduğu ilgi ve sevginin bir neticesiydi. Türkiye’nin geçmişi, kültürü ve sanatıyla bu kadar yakından ilgilenmiş ve birkaç kez ziyaret ederek iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine büyük katkılarda bulunmuş olan Prens Mikasa’ya 1989 yılında Atatürk Barış Ödülü verilmiştir.

1962 yılı nisanında Türkiye’de Türk-Japon Parlamentolararası Dostluk Grubu yeniden kurulmuş, 1964 yılında da Japonya OECD üyeliğine kabul edilmiştir. Bunu 1 Ocak 1965’te İstanbul’daki Japonya Başkonsolosluğu’nun açılması izlemiştir.

OECD üyeliği de Japonya için çok önemliydi. Zira bu kuruluş Marshall Planı çerçevesinde bir yürütme organı olarak kurulan OEEC’nin (Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) bir devamıydı. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti OECD’nin aslî üyesi olarak kabul ediliyordu. Japonya da 1963 yılında OECD’ye üyelik başvurusunda bulunmuştu. Türkiye’nin Japonya’nın başvurusunu desteklemesine karşın, Tokyo’daki muhalefet, OECD’yi NATO’nun ekonomideki ayağı olarak kabul ettiğinden militarist nitelikli olduğunu öne sürerek, üyeliğe karşı çıkıyordu. Nihayet nisan 1964’te Japon Meclisi, üyeliği onaylamış ve Japonya OECD’nin 21’inci üyesi olmuştur. Türkiye’yle aynı uluslararası çatı altına girmiş ve daha geniş işbirliği olanaklarının yolu açılmıştır.