Karşılıklı olarak ilişkileri sıcak tutma girişimlerinin sürmesiyle olgunlaşan bu ortam içinde, ilk kapsamlı resmi ilişkiler, 1887 yılında Japon imparatorunun yeğeni Prens Komatsu’nun İstanbul’u ziyaret etmesiyle başlamıştır.
Ekim 1886’dan Aralık 1887’ye kadar Amerika, Avrupa ülkeleri ve Çin’i kapsayan büyük bir inceleme gezisine çıkan Prens Komatsu, ilk Japon asilzadesi olarak, İstanbul’u da ziyaret etmiş ve Padişah II. Abdülhamit’in huzuruna kabul edilerek, Japon imparatorunun dostluk mesajını iletmiştir.
II. Abdülhamit, Prens Komatsu ve heyetine büyük bir yakınlık göstermiş, itibarlı bir misafir olarak onları Dolmabahçe Sarayı’nda ağırlamıştır. Ayrıca kendilerine madalya ve nişanlar da tevcih etmiştir.
Temsilcilerinin gördüğü büyük yakınlıktan ve padişah tarafından nişanlarla onurlandırılmalarından son derece mütehassis olan Japon İmparatoru Meici, II. Abdülhamit’e teşekkür mektubu gönderirken, Prens Komatsu da başta Sadrazam Kâmil Paşa olmak üzere yakın ilgi gördüğü devlet adamlarına hediyeler ve nişanlar göndermiştir.
Ayrıca ertesi yıl Japon hükûmeti tarafından Prens Komatsu’nun görmüş olduğu yakın ilgiye ve misafirperverliğe teşekkür etmek üzere, padişaha Japonya’nın en büyük nişanı “Büyük Krizantem Nişanı”nın verileceği ve buna karşılık da Osmanlı Devleti’nden Japon imparatoruna uygun bir nişanın verilmesinin mümkün olup olmadığı sorulmuştur.
Osmanlı hükûmeti de, mütekâbiliyet esasına uygun bir İmtiyaz Nişanı’nın itasının uygun olacağı görüşünü bildirmiştir. İşte Ertuğrul Firkateyni’nin Japonya’ya gönderilmesinin amacı, bu nişanın götürülmesi ve gemi komutanı Osman Paşa’ya da Padişahın özel elçisi olarak bu nişanı Japon İmparatoruna sunması görevinin verilmesi nedeni de budur.
II. Abdülhamit’e Japon İmparatoru’nun gönderdiği “Büyük Krizantem Nişanı” halen Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Dairesi’nde teşhir edilmektedir.