www.ertugrul.jp : Japonya'da bir Osmanlı Gemisi

Ana Sayfa | DESTEKLEYENLER | HAKKIMIZDA | İLETİŞİM | 日本語 |

1894-1895 Çin-Japon Savaşı


Japonya’nın, kendi güvenlik alanı içinde gördüğü ve stratejik hedef olarak seçtiği, o yıllarda Çin’e vergi bağımlısı olan fakat Rusların çok yakın ilgi gösterdiği Kore Krallığı yüzünden, 1904 Ağustosunda Çin-Japon Savaşı patlak verdi.

Bu savaş karada ve denizde Japonların başarılarıyla dolu bir savaş oldu. Japon orduları Güney Mançurya’yı işgal ettikleri gibi, Çin’in kuzey eyaletlerine bile girmişlerdi. Donanması da Yalu Deniz Savaşı’nı ve Veihai Deniz Savaşı’nı kazanmıştı. Bu son savaşta Çin donanmasına komuta eden amiral; Saygon ve Hongkong’da Osman Paşa’ya çok yakınlık gösteren ve hatta Ertuğrul’a 200 ton kadar kömür gönderen Çin amiraliydi. Ertuğrul’un Japonya’ya gittiğini öğrendiği zaman burulan ve Çin’e de davet eden bu onurlu amiral, Japonlara yenilmeyi ve teslim olmayı kendisine yedirememiş ve intihar etmiştir.

Savaşın galibi Japon Donanması Şandong Yarımadası’ndaki Veihai’yi aldıktan sonra, güneyde de Formoza Adası’nı (bugünkü Tayvan) işgal etmiştir. Art arda gelen bu kayıplar karşısında savaşı başlatan Çin, ABD’nin aracılığıyla barışı isteyen taraf da olmuştur.

Barış antlaşması, 1895 Nisanında Japonya’nın, daha sonraları İstanbul’la kardeş şehir ilan edilen Şimonoseki Limanı’nda yapılmış ve siyasî tarihe de bu kentin ismiyle beraber geçmiştir.

Bu antlaşmayla:

– Kore’nin bağımsızlığı kabul ediliyor, Çin bu topraklarla her türlü ilişkisini kesiyordu. Kore’nin bağımsızlığının kabulü, Japonya’nın burasını ele geçirmesi için önemli bir aşama olmuştur.

– Çin, Formoza Adası’nı, onun yakınlarındaki Pescadores (Penghu) Adalarını ve Bohai Körfezi’nde de üzerinde Dairen ile Port Arthur gibi iki stratejik değeri yüksek limanın bulunduğu Liaodong Yarımadası’nı Japonya’ya terk ediyordu. Liaodong Yarımadası’na sahip olmakla Japonya, tarihinde yaklaşık 10 asır sonra ikinci kez Asya kıtasına ayak basmış oluyordu.

– Çin, 8 yılda ödenmek üzere Japonya’ya 750 milyon frank savaş tazminatı verecekti ve bu tazminat tamamen ödeninceye kadar da tazminatın teminatı olarak Veihai Japonya’nın elinde kalacaktı.

Bu suretle Japonya; Şandong ve Liaodong yarımadalarını elde tutmakla Peaili Körfezi’ni her iki tarafından ve tam kontrolü altına almış oluyordu.

Batı’ya açılan Japonya, asırlar sonra bir başka devletle yaptığı savaştan parlak bir başarıyla çıkmış, yapılan antlaşmadan da Batılılar ölçüsünde kazançlar sağlamıştı. Ama acaba kazançlarını koruyabilecek kadar Batılı olabilmiş miydi?..

Batılı Devletlerin Müdahelesi

Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğuyla yapılan Şimonoseki Antlaşması’na en fazla tepki gösteren Batılı ülke Rusya olmuştu. Bu antlaşmayla Japonya’nın elde ettiği kazançlar, Rusya’nın Mançurya ve Kuzey Çin üzerindeki beslediği emelleri altüst edecek değerdeydi.

Japonya’nın, özellikle Liaodong Yarımadası’na yerleşmesinden Rusya’nın fena halde canı sıkılmıştı. Zira bu yarımadayı, Mançurya’yı ele geçirmek için ilk hedef olarak düşünen Rusya, Mançurya ile Kuzey Çin’i kendisinin doğal yayılma alanı olarak görmekteydi. Bu emellerini gerçekleştirmek için de 1891 yılında Trans-Sibirya Demiryolu’nu yapmaya başlayarak, Baykal Gölü’nü Vladivostok’a bağlamak ve bunun bir kolunu da Pekin’e uzatmak isitiyordu. Baykal-Vladivostok Demiryolu Mançurya’dan geçerse gayet kestirme olacaktı. Şimdi Liaodong Yarımadası’nın Japonya’nın eline geçmesi bütün bu planları tehlikeye sokuyordu.

Rusya’nın durumunu anlayan ve bu durumu kendi çıkarları açısından değerlendiren Almanya; Japonya’nın kazançları kendisini direkt olarak hiç etkilememesine rağmen Rusya’nın yanında yer aldı. Zira Almanya, Avrupa’da muhtemel bir Fransa-Rusya ittifakından çekindiği için, Rusya’nın Uzakdoğu’da meşgul olmasını kendi çıkarları açısından daha uygun buluyordu. Rusya’yı Uzakdoğu’da desteklerse, bu yardımın Avrupa’daki Alman-Rus ilişkilerine de olumlu katkılar sağlayacağının bilinci içindeydi. Bu düşüncelerle Kayzer II. Wilhelm, 26 Nisan 1895 tarihinde Rus çarına yazdığı mektupta şöyle diyordu:

“Gelecekte Rusya’ya düşecek büyük görev, uygarlığı desteklemek ve sarı ırkın güçlü saldırısına karşı Avrupa’yı savunmak olacaktır. Bu görevin yapılmasında ben, gücü mün yettiği ölçüde sizin yanınızda olacağım.”

Kayzer II. Wilhelm, Rusya’yı Avrupa’dan uzaklaştırmak için onu Uzakdoğu’ya yöneltmeye çalışırken, diğer bir yaklaşımla Japonya’nın karşısına güçlü bir tehdidi sürerken; bir bakıma Osmanlı İmparatorluğu’nun üzerindeki Rus tehdit ve tehlikesinin azalmasına da hizmet ediyordu. Bir bakıma da, Osmanlı İmparatorluğu ile Japonya İmparatorluğu ortak bir tehdide karşı doğal olarak müttefik haline geliyorlardı. Bu durum iki imparatorluk arasında siyasal yakınlaşmanın da bir nedenini oluşturuyordu.

Almanya’nın bu tutumu karşısında Fransa da müttefikini yalnız bırakmamak için Rusya’nın yanında yer aldı. İngiltere ise bu işe karışmak istemedi. Zira Yangtze Vadisi’ni kendisine nüfuz bölgesi olarak seçmiş bulunan bu devlet için, Rusya’nın Mançurya’ya yerleşmesi ve buradan Kuzey Çin’e girmesi bir tehlikeydi. Bu bakımdan Japonya’nın Liaodong Yarımadası’na girerek, Rusya’nın Mançurya’daki yayılmasına bir engel oluşturması, İngiltere’nin bölgedeki çıkarları açısından uygun görülüyordu.

Bu durumda, Rusya, Almanya ve Fransa 23 Nisan 1895’te Japon hükûmetine verdikleri ayrı ayrı notalarda, bu devletin Liaodong Yarımadası’na ve Mançurya’ya ayak basmasının, Kore’nin bağımsızlığı ve bölgede kurulmasını arzu ettikleri devamlı barış için bir tehlike teşkil ettiğini bildirerek, Liaodong Yarımadası’ndan çekilmesini istediler. Hatta Almanya, verdiği notada daha da ileri giderek, Japonya’nın “üç büyük devletle bir mücadeleyi düşünmeyeceği” ümidini belirtmek suretiyle tehdit kokuları da yer aldı.

Japonya, çok taraflı olarak yapılan bu ağır tehdit ve baskılara karşı koyamadı ve 1895 Kasımında Çin’le yaptığı ikinci bir antlaşmayla Liaodong Yarımadası’nı Çin’e geri vererek, Asya kıtasından tarihinde ikinci kez geri çekilmek zorunda kaldı.

Bu şekilde gerilemekle beraber, şunu da gördü ki; Kore ve Mançurya meselesinde kendisinin en fazla çatışacağı ülke Rusya olacaktı. Bundan sonra kendisini Rusya’yla çatışmaya hazırlamak zorundaydı. Ve öyle de yaptı.

Batılı devletler Japonya’yı Asya kıtasından uzaklaştırmakla Çin üzerindeki ağır bir tehdidi de etkisiz kılmışlar ve ona çok değerli bir yardımda bulunmuşlardı. Fakat bu yardımın karşılığını çok daha pahalı bir şekilde ödetmekte de gecikmeyeceklerdi. Her devlet kendi çıkarı için Çin’den tavizler koparma yarışına girişecekti ki, siyasî tarihçiler bu yarışa “Çin’de Tavizler Savaşı” (Break of China) adını vermişlerdir.