1930 yılında, Osmanlı İmparatorluğu döneminde şahsî vehmi ve müstebit ruhuyla esasen çökmekte olan devletin çöküş hızını daha da artıran, ama zekâsı ve siyasî sezilerinin kuvveti hakkında da değerinin teslim edilmesi gereken Sultan II. Abdülhamid’in temelini attığı Türk-Japon dostluğunun kuvvetlendirilmesi gereğini duyan dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Tokyo’ya, Japon lisanını bilen bir ataşemiliter göndermek istemiştir. Ancak o yıllarda Türk ordusunda Japonca bilen subay bulunmadığı gibi öğretecek ne bir okul ne de bir öğretmen bulunur.
Bunun üzerine mareşal, Japonya’nın Türkiye’deki askerî ataşesi Binbaşı İmura’yı Ankara’ya davet ederek, bu arzusunu samimiyetle söyler. Japon askerî ataşe de mareşalın bu uzak görüşlü ve dostane arzusunu kendi ülkesine bildirir. Japon Genelkurmayı da bu arzuyu büyük bir memnuniyetle kabul eder ve Binbaşı İmura’yı, Türk ordusunun göstereceği adaya, şahsen Japonca öğretmesi için görevlendirir.
Yapılan araştırma ve değerlendirmeler sonunda o yıllarda Harp Akademileri’nde tabiye öğretmen muavini olan Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun ki, 1950’li yılların sonlarında Orgeneral ve Genelkurmay Başkanı olacaktır, kendisinin de isteği doğrultusunda, 1931 yılından itibaren akademideki görevine devam şartıyla, haftada iki kez Binbaşı İmura’dan Japonca dersleri almak üzere seçilir.
Kıta hizmetine çıkıncaya kadar Japonca derslerine muntazaman devam eden Kurmay Binbaşı Erdelhun’un, kıta hizmetinin dörtte birinin bir Japon kıtasında tamamlamasının da, hem lisanını pekiştirmek, hem de Japon ordusuyla daha yakın ilişki içine girebilmek açısından faydalı olacağı düşünülerek, Japon Genelkurmay Başkanlığı’na teklifte bulunulur. Bu samimî teklif de Japon Genelkurmay Başkanlığı’nca da makul bulunarak, kabul edilir ve Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun 1932 yılı Temmuz’unda Japon Hassa Topçu Alayı’nın I. Tabur komutanlığına atanır göreve başlar.
Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’nin ilk kara subayı olarak Japonya’ya ayak basan Kurmay Binbaşı Erdelhun, Japonlar tarafından içten gelen bir sevgi ve saygıyla karşılanmış, bu taburun Japon Komutanı Binbaşı Yoşinaka’yla beraber çalışmış, görev süresi sonunda da yapılan sınavları başarıyla vererek rütbesi yarbaylığa yükseltilmiştir. 1932 yılı Aralık ayından itibaren de, büyükelçiliğimizin askerî ataşelik görevine başlamıştır. Japonlar da aynı taburun Japon komutanı Binbaşı Yoşinaka’yı da bilahare Ankara’ya askerî ataşe olarak atayacaklardır.
1937 yılına kadar Japonya’da ataşemiliter olarak görev yapan Yarbay Erdelhun’un son yılında, kendisine hem lisanını ilerletmesi hem de usulleri öğrenmesi için Yüzbaşı Hayri Saner isminde bir de yardımcı atandırılmıştır ki, kendisinden sonra ataşemiliterlik görevini bu subayımız üstlenmiştir.
Japonca öğrenen ve Japonya’da görev yapan bu iki subayımızdan evvel, II. Abdülhamid’in de 1891 yılında, İstanbul’a Ertuğrul kazazedeleri için Japon halkından ve iş adamlarından toplanan yardımları getiren iki Japon’dan da, bazı Osmanlı subaylarına Japonca öğretmelerini istediği hatırlardadır. Ama daha ileri bir eğitim ve öğretim yine Mareşal Fevzi Çakmak’ın genelkurmay başkanlığı döneminde, o yılların en güçlü ve eğitimli donanmalarından birisi olan Japon donanmasında Türk deniz subaylarının da eğitim görmelerini, ama ondan evvel de lisan öğrenmelerinin ve Japon deniz okullarında eğitim görmelerinin yararına inanması ve bu inancını tatbik ettirmesiyle olmuştur.
Genelkurmay başkanının bu kararı üzerine, çok değerli bir subay olan, 1 Mart 1923 Deniz Harp Okulu mezunu Yüzbaşı Şevket Cavit 1931’de Japonya’ya gönderilmiştir. Gayet zeki, kabiliyetli ve vatansever bir genç olan bu Türk subayı bir yıl içinde şayanı hayret derecede Japoncayı öğrenmiş, sonra da topçuluk, torpido, telsiz ve seyir kurslarını aldıktan sonra, Japon Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başlamıştır. Ancak öğreniminin sonuna geldiği bir sırada, yakalandığı verem hastalığından kurtulamayarak Tokyo’daki Amerikan Hastanesi’ndeki tedavisi sırasında 28 Kasım 1933 tarihinde rahmetli olmuştur. Bu subayımızın ölümü başta Japon bahriyesi olmak üzere imparatorluk hükûmetini çok üzmüş, cenazesi büyük bir törenle Türkiye’ye gönderilmiştir.
Ertuğrul şehitlerinden sonra Türk bahriyesinin Japonya’daki ikinci kaybı olan rahmetli Deniz Yüzbaşısı Şevket Cavit Bey’in ardından, önce lisan, sonra da öğrenim görmek üzere, her ikisi de Türk Deniz Kuvvetlerinde Amiralliğe kadar yükselecek ve çok değerli hizmetler yapacak olan iki deniz subayımız, 1 Mart 1921 Deniz Harp Okulu mezunu Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat ve 1 Mart 1925 Deniz Harp Okulu mezunu Yüzbaşı Şerafettin Karapınar Japonya’ya gönderilmişlerdir.
Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, 1935 Temmuzunda, Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat da aynı yılın Ekim ayında Tokyo’ya gelmişler ve derhal Japon Bahriye Bakanlığı’nın seçtiği uzman lisan öğretmenlerinden ders almaya başlamışlardır. Avrupa lisanlarına pek benzemeyen, bilhassa yazısı çok zor olan Japonca’yı öğrenmek için iki yıl daimî olarak çalışmanın gerektiğini söyleyen bu subayların avantajları; kendilerine yalnız Japonlarca meskûn olan bir mahallede ev kiralamaları ve lisan öğretmenlerinden ayrı olarak, onları adeta gölgeleri gibi izleyen ve hep beraber olan çok bilgili Kavabeti isminde bir kurmay yarbayın yardım etmesi olmuştur.
Her iki stajyer Türk deniz subayı, bir yılın sonunda Bahriye Bakanlığı’nda yapılan okuma-yazma sınavlarını başarıyla vermeleri üzerine, dersleri takip edebileceklerine kanaat getirildiğinden, Ocak 1936’da Yokosaka Deniz Üssü’nde Topçuluk Okulu’na alınmışlardır. Bu okulu da başarıyla bitiren bu iki subayımız Nisan 1937’de sevk edildikleri muhabere kursundan da mezun olmuşlardır. Aynı yılın Haziran ayında seyir harekât, ekim ayında da torpido ve mayın kurslarını başarıyla bitiren stajyer subaylarımız Aralık ayında Tokyo’daki Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başlamışlardır. Öğrenimleri sırasında da merhum Yüzbaşı Şevket’in veremden vefatını; kendi iklimlerinin husumetine, eğitim ve öğretim sistemlerinin ağırlığına ve çetinliğine bağlayan Japon bahriyesi, yeni gelen bu iki subayımız üzerinde adeta bir baba şefkati göstermiştir. Gerek okulda gerek Japon adalarında gerek Kore ve Çin topraklarında ve hatta savaş alanlarında yapılan kurmay gezileri sırasında her yeri büyük bir açıklıkla göstermişlerdir. Hem de gezi günleri Çin-Japon Savaşı’nın en zor günlerinin yaşandığı günler olmasına rağmen...
Bu kurmay gezileri sırasında, okul gemisiyle Oşima Adası önünden geçerken de Ertuğrul şehitleri için de bir anma töreni yapılmış, bu tören sırasında stajyer subaylarımız tarafından denize çelenk bırakılmıştır.
Haziran 1938’de kurmay gezisinden dönen stajyer subaylarımız, 22 Ağustos 1938 günü yapılan görkemli bir törenle Deniz Harp Akademisi’nden mezun olmuşlar ve diplomalarını almışlardır. Beş gün sonra da oradaki Türk kolonisi başta olmak üzere, birçok deniz subayı veya sivil Japon dostları tarafından Yokohama’dan uğurlanmışlardır.
Vatana avdetlerinde de kurallar gereğince, Türk Harp Akademileri’nden mezun olarak diploma almayınca kurmaylığın tasdiki mümkün olmadığından, her iki subay da, üçer yıllık bir öğrenimden sonra Şeref Karapınar 1940 ve Tafdil Zeki Bayat 1941 yıllarında arka arkaya Deniz Harp Akademisi’nden mezun olmuşlar, ondan sonra kurmaylıkları geçerli olmuştur.
Stajyer subayların Japonya’dan hareketinden evvel, dönemin Bahriye Bakanı Amiral Yonai’nin verdiği akşam yemeğinde çok samimî olarak yaptığı konuşmada, Merhum Yüzbaşı Şevket Cavit Bey’in aziz hatırasını saygıyla anarak ve mübarek Ertuğrul şehitlerinin iki bahriyenin sonrasız dostluk kaynağı olduklarını bilhassa vurgulamış ve konuşmasını, “Stajyer subay gönderilmek istenirse, imkânlar dahilinde öğrenim ve eğitimlerini sağlamaya gayret edeceklerini vaat ederek” sürdürmüştür.
Dönemin Tokyo’daki Türk Büyükelçisi Hüsrev Gerede de yaptığı cevabî konuşmada, “... Çin Savaşı sona erer ermez, normal duruma dönülünce, genç deniz subaylarımızdan mümkün olduğu kadar çok sayıda stajyer subay göndermek niyetinde olduğumuzu söylemişse de, anılan savaşı izleyen İkinci Dünya Savaşı dolayısıyla niyetlerin gerçekleşmesi mümkün olmamıştır.
Bu stajyer deniz subaylarımızdan Şeref Karapınar, deniz kurmay yarbay rütbesiyle İkinci Dünya Savaşı yıllarında Tokyo’da Türk askerî ataşesi olarak görev yapmış, savaşın sonlarına doğru Türkiye’nin Müttefikler’in yanında olarak Japonya’ya harp ilan etmesi üzerine de; Türk Büyükelçiliği’nin diğer mensuplarıyla beraber usulen Tokyo’da enterne edilmiştir.