3 Haziran 1853 günü Amerikalı Komodor Perry dış dünyaya kapalılık siyasetinden vazgeçirmek ve bu ülkenin kapılarını da dünya ticaretine açtırmak maksadıyla Japonya’ya gönderildi. O günkü Japonya’nın durumu düşünüldüğünde; gerçekte bundan maksadın, Japonya’yı da, Çin gibi batılı devletlerin sömürüsüne açmak olabilirdi.
Komodor Perry iki buharlı firkateyn ve iki yelkenli gemiden oluşan bir kuvvetle Tokyo Körfezi’ne demirlediği zaman, Japonlar ilk kez gördükleri siyah renkli bu büyük gemilere bakarak, dünya denizciliğinin ne kadar ileri gittiğini anladılar. Komodor Perry’nin savaş gemilerinin ilk etkisi büyük olmuş, hatta Japon sanatçılarına bile ilham kaynağı olmuştu. Baskı ve tehdit unsuru olarak görev yapmıştı.
Nitekim Japonlar bu etki altında, 1854’te ABD’yle siyasî tarihe Kanagava Antlaşması olarak geçen ilk “Dostluk ve Ticaret Anlaşması”nı imzalayacaklardı. Bu anlaşmayı, daha sonraki yıllarda Japonların diğer Avrupa ülkeleriyle yaptıkları dostluk ve ticaret antlaşmaları izleyecekti.
Bu anlaşmalarla, Yokohama Limanı da dış ticarete açılacak, Japonya da anlaşmalarla bu ülkelere verdiği imtiyazlar nedeniyle aynen Osmanlı İmparatorluğu ve Çin gibi yarı sömürge bir ülke haline gelmeye başlayacaktı.
Batılıların Çin’i dış dünyaya açılmaya zorlama nedenleri, daha ziyade ticaret yapmak ve afyon satışını serbest bıraktırmaktan kaynaklanıyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nin, Japonya’yı dış dünyaya açılmaya zorlamasının nedenleri başında ise başlangıçta, Amerikalıların Kuzey Pasifik’te balıkçılık ve özellikle balina avcılığıyla meşgul olmaları ve bunun için de gerek ikmal ve gerek onarım ihtiyaçları için bu bölgede bazı Japon limanlarına muhtaç bulunmaları geliyordu. Çin’in Batı’ya açılmasından sonra da, Çin ile ticaretini geliştirmeye başlayınca, iki ülke arasında çalışan buharlı gemiler için kömür ikmal noktalarına ihtiyaç vazgeçilmez şart haline gelmişti. Bu arada tabiatıyla Japonya’yla ticaret de bir başka neden olarak düşünülmüştü.
Çin sorununu kendilerince çözümleyen Avrupa devletleri, bu kez Amerika’nın dış dünyaya açtığı Japonya’nın başına üşüşeceklerdi. Daha 1854 yılından itibaren sırasıyla İngiltere, Rusya ve Hollanda, donanmalarını Japon sularına göndererek, Japonya’yı, Amerikalılarla imzaladıklarına benzer antlaşmalar imzalamak zorunda bırakacaklardı. Amerikanın elde ettiği haklara aynen sahip olacaklardı. Bundan sonraki yıllarda da gerek Amerika gerek Avrupa devletleri, yaptıkları ilave antlaşmalarla aldıkları imtiyazları genişleteceklerdi.
Bu şekilde, Avrupalılar için Uzakdoğu, Amerikalılar için “Uzakbatı” XIX. y.yın sonlarına doğru yeni ve geniş bir faaliyet alanı oluyordu. Bu faaliyet, başlangıçta ekonomik çerçeve içindeyken, ekonomik faaliyetlerin genişlemesi, Avrupa’nın politik rekabet ve mücadelelerini bu bölgeye de yansıtacaktı.
Bu gelişmeler sırasında Japonya’da henüz, eyaletlerde derebeyler, merkezde Tokugava Şogunluk yönetimi egemendi. Hollandalılarla temas eden aydın Japonların kararlarıysa, her şeyden önce mevcut yönetimden kurtulmak, imparatora geniş siyasi hak ve yetkiler de vererek, dini liderliğinin yanında ülkenin yönetimini de üstlenmesini sağlamaktı. Başlangıçta bu fikrin taraftarları pek fazla değildi ama zamanla bu fikri paylaşan Japonların sayısı artmış, fikir ülke genelinde süratle yayılmış ve nihayet belirli bir olgunluğa erişince de uygulama başlamıştı.
İsyan eden devrimci grupla diktatör Şogunluk yanlısı tutucular arasında şiddetle süren çarpışmalar sırasında, bazı feodal beylerin samurayları ve bütün güçleriyle birlikte devrimcilerin yanında yer alması üzerine, Japonya’da Şogunluk yönetimi kaldırılabilmiş ve 9 Ocak 1867 tarihinde bugünkü modern Japonya’nın kurucusu kabul edilen İmparator Mutsuhito Meici 18 yaşında tahta çıkarılmıştı. Tarihe Meici dönemi (Aydınlar dönemi) olarak geçen dönem de bundan sonra başlayacaktı.
Bu dönem, Japonya’nın geleneklerine ve göreneklerine sadık kalınarak; devlet yapısında, ekonomisinde ve toplum yapısında bir yeniden yapılanma, çağın gereklerine uyma, çağdaş teknikleri, usul ve yönetim şekillerini benimseme ve altyapıları sağlam temellere oturtma dönemidir. Sanayide ve ticarette atılım dönemidir. Bu atılımın başarılı olabilmesi için, daha evvel Batılı ülkelerle imzalanmış olan imtiyaz antlaşmalarının değiştirilmesi ve eşitlik ilkesine uygun hale getirilmesi için siyasî ve iktisadî çabalarının yoğunlaştığı dönemdir. Bunun yanında da Batılı ülkelerin imtiyaz sahibi olduğu, Osmanlı İmparatorluğu gibi ülkelerden benzer imtiyazların alınabilmesi için ayrıca bir gayretin sarf edildiği dönemdir. Yarı sömürge halindeki bir ülke olmaktan kurtulup, sömüren ülke olma yaklaşım ve yöntemlerinin kullanılmaya başlandığı dönemdir.
Benzer durum 1839’da yine 18 yaşında Osmanlı tahtına çıkan Abdülmecid’in Tanzimat Fermanı’nı okutmasıyla Osmanlı İmparatorluğu’nda da yaşanmıştı. Başlangıçta her iki ülkede de amaç ve hedefler açısından büyük bir fark yoktu. Ama uzun vadede neticeler çok farklı olmuştu.
Bu başlangıç benzerliğinin yanında Osmanlı İmparatorluğu ile Japonya arasında başlayan ilişkilerin, Osmanlılarda Tanzimat’ın sona erdiği fakat istibdat döneminin bütün şiddetiyle sürdüğü, Japonya’daysa devrimlerin bütün hızıyla devam ettiği bir dönemde gelişmeye başladığı dikkat çekicidir. Bu farklılık dahil, İmparator Meici ile Padişah II. Abdülhamid’in değişik amaç ve beklentilerle birbirlerine yakınlaşmasına ve Ertuğrul Firkateyni’nin Japonya’yı ziyaretine varan gelişmelerin getirdikleri konunun akışı içinde yer alacaktır.