II. Abdülhamid tahta çıktığında, Osmanlı donanmasının kuruluşunda iki filo vardı. Akdeniz ve Karadeniz filoları... Ayrıca İon Denizi'nde Preveze'de, Trablusgarp'ta Tobruk'ta, Kızıldeniz'de Hudeyde'de ve Basra Körfezi'nde Basra'da komodorluklar vardı. Abdülhamid amcasını tahttan indirenlerin başında gelen Bahriye Bakanı Kayserili Ahmed Paşa'yı azletmiş ve yerine önce Hasan Rami Paşa'yı, hemen sonra da ölüm tarihi olan 1903 yılına kadar kendisine büyük bir sadakatle bağlı olarak çalışacak olan, Bozcaadalı Müşir Hasan Hüsnü Paşa'yı atamıştı. Bahriye Bakanlığı da Kasımpaşa'da, bugünkü Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'ydı.
Hasan Hüsnü Paşa'nın ölümünden sonra da, dönemindeki bazı yolsuzluk ve haksız kazanç iddiaları dolayısıyla "Haramî" lakabıyla da anılan Hasan Rami Paşa'yı tekrar Bahriye bakanı yapmıştı. Kısaca Abdülhamid dönemi Bahriyesi, kendisinin güvenini kazanmış fakat birbirine rakip, biri diğerini daima kontrol altında tutmuş ve II. Abdülhamid'in vesvesesini tatmin etmiş olan bu iki Hasan Paşa'nın dönemiydi
II. Abdülhamid kendine özgü nedenlerle ve uyguladığı politika gereği donanmayı Haliç'e çekmişti. Ortalıkta dolaşan bir iki eğitim gemisinin dışında, donanmanın tüm vurucu unsurlarını burada yatmaya mahkûm etmişti. Gemilerin altlarının midye tutmasına, çürümesine, kazanlarının patlamasına ve hatta bazılarının sökülmesine aldırış eden bile olmamıştı. Hele hele bakım tutum, onarım ve havuzlama gibi, gemilerin hayatîyetlerini sürdürecek işler kimsenin umurunda bile değildi.
Rıhtıma bağlanmış, şamandıra veya demir üzerinde yatan gemiler arasından gece veya gündüz bir feryat duyulursa, bunun anlamı yine bir kalyonun, bir geminin denize kaydığı ve sulara gömüldüğüydü. Bu durumda hemen bir inceleme heyeti kurulur, geminin kütükteki kaydı silinir, leşi bir kenara çekilir, personeli de diğer gemiler arasında taksim edilirdi.
Gemilerin personeli için yapacak bir iş veya eğitim olmadığı için, onların büyük kısmı ancak maaş günleri gemilerine gelir, diğer zamanlarda mesai saatlerini genellikle Kasımpaşa kahvehanelerinde oyun oynayarak ve sohbet ederek tamamlarlardı. Bu yüzden kahvehaneler her gün ağzına kadar dolar, sarı ve yeşil sazlarla örülmüş, arkalıksız iskemleler Bahriye Bakanlığı önündeki meydanı yarı yerine kadar kaplardı.
Bahriye çiftetellisinin güftesinde yer alan,
"Kadifeden kesesi, kahveden gelir sesi,
Oturmuş kumar oynar..." sözlerinin esinlenildiği yer de bu kahvehanelerdi. II.Abdülhamid'in siyasetinde din birliği esas alındığından, kahvehaneleri dolduranlar arasında Müslüman ama muhtelif ırklara mensup subayların mevcudiyeti ilk bakışta dikkati çekerdi. Türkler, Araplar, Arnavutlar, Müslüman Slavlar, (Boşnaklar, Pomaklar), Çerkezler, Gürcüler ve Lazlar gibi... Bunların hepsi aynı üniforma altındaydılar ama konuştukları diller çok farklıydı. Kahvehane sahipleri ise çoğunlukla Rumlardı. Kahvecinin ve çırağının yayık bir Rumca'yla siparişleri alışları ve hizmet edişleriyle, nargile tokurtuları çeşitli dillerde yapılan bu konuşmalara renk katardı