Ayastefanos'ta imzalanan antlaşmadan Rusya büyük kazançlarla çıkmış ayrıca da ortaya, Ege Denizi'ne kıyıdaş büyük bir Bulgaristan devleti çıkarmıştı. Ama Avrupa devletleri beklemedikleri bu gelişmeyle telaşa düşmüşlerdi. Konuyu müştereken ele almak üzere, Almanya Başbakanı Prens Bismarck'ın başkanlığında Berlin'de yeni bir Avrupa konferansı toplandı.
Berlin Konferansı'nda her ne kadar Ayastefanos Antlaşması'nda Osmanlı Devleti lehine değişme sağlandıysa da, konferansa katılan aracı devletlerin her birine ayrı ayrı çıkarlar sağlanmıştı. Emanet kaydıyla İngiltere Kıbrıs Adası'nı almış, Tesalya'nın büyük bir parçası da, savaşla ilişkisi olmamasına rağmen Yunanistan'a hibe edilmişti.
Bununla da kalınmamış, 1881'de Fransızlar Tunus'u, 1882'de İngilizler Mısır'ı almış, 1885'te Bulgaristan bağımsızlığını ilan ederek, Doğu Rumeli Vilayeti'ni işgal ve ilhak etmiştir. Osmanlı Devleti bu olup bitenleri sadece protesto edebilmiş, hiçbir yaptırıma geçememiş, gücü yetmemişti.
Bu dönem; Japonya'nın dünya siyaset sahnesine çıktığı ve Meici Restorasyonları'nı yaparak, Batılılaşma hamlelerinde büyük mesafeler aldığı, sömürülmek üzere seçilmiş bir ülke durumundan kendisini kurtarıp sömüren ülke haline dönüşmeye çalıştığı döneme rastlar.
Japonya'nın Batılılar gibi davrandığı ve Batılılar gibi kazançlar sağlamaya başladığı doğruydu. Ama politik olarak henüz batılılaşamadığını, kazançlarını koruyabilecek bir politik ortamı henüz oluşturamadığını gösteren örnekler de vardı. Bunlardan en belirgin örnek, 1894-1895 Çin-Japon Savaşı sonunda görülecekti.
Bu savaştan sonra iki ülke arasında yapılan ve Japonya'ya Asya kıtasında küçük bir toprak parçasıyla batılıların aldıkları türden bazı imtiyazlar sağlayan "Şimonoseki Antlaşması"na, başta Rusya olmak üzere, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Batılı devletlerin itirazları sonucu; Japonya ile Çin ikinci bir antlaşma yapmak zorunda kalmışlardı. Bu ikinci anlaşma yapılmıştı ama ne olduysa bundan sonra olmuş,bütün batılılar Çin'in başına üşüşmüşlerdi.
Yeni Çin-Japon antlaşmasıyla, Japonya tarihinde ikinci defa ayak bastığı Asya kıtasından çekilmek zorunda kalmış ve savaşla kazandığı hak ve imtiyazları büyük ölçüde kaybetmişti. Ama istememiş olsa bile, Batılıları da Çin'den imtiyaz koparma savaşı içine sokmuştu. Her ülke Çin'den ayrı ayrı o kadar çok imtiyaz aldı ki, Çin Şimonoseki Antlaşması'yla kaybettiklerinden çok daha fazlasını kaybetmiş oldu. Aynen Osmanlı İmparatorluğu'nun Berlin Antlaşması ve sonrasında kaybettikleri gibi...
Berlin Antlaşması'ndan sonra, II. Abdülhamid hep uzlaşmacı, uysal ve denge esasına dayalı bir dış politika izlemiştir. Bunun nedeni olarak da tarihçiler, babası ile amcası zamanlarında yapılan israfın devleti nasıl bir malî sıkıntı içine soktuğunun, savaşın da para demek olduğunun bilincine vardığı üzerinde dururlar. Azamî tasarrufa riayet ettiği halde de sıkıntıyı atlatamamasını gösterirler. Ama malî sıkıntısına rağmen dış borçlarına hep sadık kalmıştır.