Osmanlı İmparatorluğu ile Japonya'nın birbirlerine politik açıdan yakınlaşmasına etken olan olaylardan birisi de, Kırım Savaşı olarak da bilinen 1853-1854 Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihinde ilk kez İngiltere, Fransa ve hatta Piemonte gibi Batılı devletlerle müttefik olarak, yine bir Batılı devlete karşı yaptığı savaş olan Kırım Savaşı'nı barışa dönüştürecek kongre çalışmaları geniş bir katılımla Paris'te yapılmış ve 30 Mart 1856'da da taraflarca "Paris Barış Antlaşması" olarak tarihe geçen belge imzalanmıştır. Antlaşmanın temel hükümleri arasında şunlar da vardı;
- Taraflar savaş sırasında işgal etmiş oldukları toprakları birbirlerine iade edecekler, savaş öncesi sınırlarda bir değişiklik olmayacaktı.
- Osmanlı İmparatorluğu Avrupa devletleri topluluğuna dahil olacaktı. Bu antlaşma hükmünün anlamı açıktı. Osmanlı Devleti'nin Avrupa genel hukukundan yani devletler hukukundan yararlanmasının kabul edilmesi, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığının Avrupa devletlerinin ortak garantisi altına girmesiydi. Bundan böyle Osmanlı İmparatorluğu'nun Rusya'nın yıkma ve parçalama saldırılarına karşı korunmuş olmasıydı. Artık Rusya'nın Balkanlar ve Boğazlar üzerinden sıcak denizlere açılma hülyasını gerçekleştirmesine imkân olmamasıydı.
Rusya da gözlerini Uzakdoğu'ya çevirmeye mecbur kalacak, sıcak denizlere açılma emelini Pasifik yönünde gerçekleştirmeye çalışacaktı. Ta ki ! 1904-1905 Rus-Japon Savaşı'na kadar... Ama bu savaşta da kaderi, yine bir Batılı devletle, İngiltere'yle müttefik olan Japonya'nın karşısında ağır bir yenilgi alması ve bir daha da Pasifik yönüne gitmeyi düşünmeyecek hale gelmesi şeklinde tecelli edecekti... Tekrar Batı'ya Boğazlar ve Balkanlar bölgesine dönerek aradığını bulmaya çalışacaktı. Bu da Osmanlı İmparatorluğu'nu doğrudan doğruya ve birinci derecede etkileyen bir dış politika değişikliği olacaktı..
- Boğazların kapalılığına dair 1841 Boğazlar Sözleşmesi teyit ediliyor, Karadeniz tarafsız hale getiriliyor ve askerden arındırılıyordu. Karadeniz'de hiçbir devlete donanma ve tersane bulundurma hakkı verilmediği gibi, mevcut tersanelerin yıkılması da kabul ediliyordu.
Bu hükümle Karadeniz yönünden, Osmanlı Devleti üzerine vaki olabilecek tehdit de ortadan kaldırılmış, Sinop Baskını gibi olayların tekrarına imkân tanınmıyordu.
Ancak 1871 Prusya-Fransa Savaşı sırasında Rusya, Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki mücadelelerin kızıştığı günlerde oluşan politik havayı değerlendirerek, 31 Ekim 1870 günü, Paris Antlaşması'nı imzalayan taraflara verdiği notalarla, bu antlaşmanın "Karadeniz'in tarafsızlığına ve silahtan arındırılmasına ilişkin hükümlerini" tanımadığını bildirdi. Rusya'nın bu girişimi üzerine Alman Birliği'nin kurucusu Bismarck'ın öncülüğüyle, 13 Mart 1871'de Londra'da toplanan bir konferans sonunda da Paris Antlaşması Rusların isteklerini büyük ölçüde tatmin edecek şekilde değiştirildi. Ama Boğazların kapalılığı prensibi aynen bırakıldı. Böylece Rusya, Karadeniz donanmasını tekrar kuracak, tersanelerini geliştirebilecek, bu denize kıyıdaş olan Osmanlı Devleti'ne karşı silahlanabilecekti. Ama bu silahını ihtiyaç duyduğu başka hiçbir yerde de kullanamayacaktı. Nitekim, bu şekilde kurduğu Karadeniz donanmasını, 1904-1905 Rus-Japon Savaşı sırasında Uzakdoğu'ya, Pasifik'e göndermek istediği zaman gönderememesinin, bu gücünü kullanamamasının nedeni de Boğazlar'ın kapalılığı prensibinin devam ettirilmesiydi.