www.ertugrul.jp : Japonya'da bir Osmanlı Gemisi

Ana Sayfa | DESTEKLEYENLER | HAKKIMIZDA | İLETİŞİM | 日本語 |

Girit İsyanı


Padişah Abdülaziz Osmanlı İmparatorluğu tarihinde Yavuz Sultan Selim'den sonra ikinci padişah olarak 1863 yılında yaptığı Mısır seyahati dönüşünde, Osmanlı donanmasını yenileme ve bahriyeyi yeniden yapılandırma çalışmalarına hız verdi. Fakat bu çalışmaların henüz olumlu sonuçlarının alınmadığı talihsiz bir dönemde Girit'te büyük bir isyan çıktı.

Donanmanın mevcut gemileri de, yine Girit'teki bu isyan nedeniyle muhtelif üs ve limanlarda dağınık bir şekilde konuşlandırılmak zorunda kalınmıştı. Güç birliği yapılamıyordu... Zira adadaki asilere insan, malzeme ve silah taşıyan Rum eşkıyalarının ve Yunan gemilerinin, Osmanlı savaş gemilerinden daha süratli ve manevra kabiliyetlerinin fazla olması, bu zafiyetin telafisi için keşif ve gözetlemenin daha geniş bir sahada yapılmasını zorunlu kılıyordu. Donanmanın bir başka zaafiyeti de, yine bu isyan sırasında görev alan personelin makine çağının gereklerine göre eğitilmemiş olmalarıydı.

Kaptanıderyanın kendisi başta olmak üzere personelinin eğitimsizliği ve yetersizliği, kuvvet zaafiyeti ve devletin içinde bulunduğu malî zorluklar birleşince, Girit asilerinin ve onları destekleyenlerin karşısında başarı sağlamak zorlaşmış ve de isyan zamanında bastırılamamış, 1866-1868 yıllarını kapsayan iki yıl boyunca sürmüştür.

İsyanın sürdüğü bir sırada Osmanlı Deniz Kuvvetleri'nde çok önemli bir değişiklik olmuş ve Mart 1867'de Kaptanıderyalık müessesesi kaldırılmış, yerine "Bahriye Bakanlığı" kurulmuştur.

Yine bu günlerde, Padişah Abdülaziz, İmparator III. Napoléon'un Paris'te açacağı sergi davetine icabet etmek bahanesiyle fakat aslında Fransa ve İngiltere'yle dostluğu geliştirmek amacıyla bu iki ülkeyi ziyaret edecekti. Bu ziyaret, bir Osmanlı padişahının, imparatorluk tarihi boyunca, savaş nedenleri hariç, Avrupa ülkelerine yaptığı ilk ve de son ziyaret olacaktı.

Abdülaziz'in Sultaniye Yatı'yla gittiği Fransa'dan başladığı Avrupa seyahatinin, Padişahın şahsında Osmanlı Devleti lehine sempati yarattığı, Girit'te isyanın bastırılmasına katkıda bulunduğu, siyasî açıdan yakınlaşmalar sağladığı doğrudur. Ama bir doğru daha vardır ki, o da imparatorun donanmanın önemine inancının pekişmesidir.

Artan bu inançla Abdülaziz bir yandan, ağırlıkla da İngiltere ve Fransa'ya olmak üzere dış ülkelere yeni zırhlı gemiler sipariş ediyor, bir yandan da mevcut tersaneleri geliştirtiyor, mevcut yelkenli kalyon ve firkateynleri yurtiçinde veya yurtdışında modernize ettiriyor, makine monte ettiriyordu.

Ertuğrul Firkateyni de, İngiltere'ye gönderip buhar makinesi ve yeni yeni toplar monte ettirttiği gemilerden birisiydi.

Abdülaziz tahttan indirildiğinde, ardında 30'u zırhlı ve 76'sı ahşap olmak üzere 106 gemiden oluşan muazzam bir donanma bırakacaktı. Bu muazzam donanma, devrinde dünyanın üçüncü büyüklükteki donanması olmakla şöhret kazanmıştı. Ayrıca birçok tarihçi, bu donanmanın, o dönemde Akdeniz'de İngiliz donanmasından sonra ikinci büyük donanma olduğu fikrinde de müttefiktiler.

Sultan Abdülaziz denizin ve deniz kuvvetinin önemini anlayabilen ender Osmanlı padişahlarından birisi ve belki en başta geleniydi. Ama deniz kuvvetlerinin önemini anlayabildiği kadarına yakın, deniz ulaştırmasının ve deniz ticaretinin de önemini anlayabilse ve de uygulayabilseydi, donanma için yaptığı harcamaların katlanarak geriye döneceğine de tanık olabilecekti. Abdülaziz deniz kuvvetine önem vermiş ama onun geri beslemesini sağlayacak deniz alaka ve menfaatlerinden nasip alacak getiriyi sağlayamamıştı.

Döneminde inşa ettirdiği muazzam zırhlıların çoğu II. Abdülhamid döneminde Haliç'e bağlatılacak ve çürümeye terk edilecekti. İçlerinde sadece Asarı Tevfik Zırhlısı Balkan Savaşı'na, Mesudiye Zırhlısı Birinci Dünya Savaşı'nın başına kadar yaşayabilecekti. O da Çanakkale Boğazı'nda sahil bataryası gibi kullanılarak ve bir İngiliz denizaltısına da hedef olarak...