www.ertugrul.jp : Japonya'da bir Osmanlı Gemisi

Ana Sayfa | DESTEKLEYENLER | HAKKIMIZDA | İLETİŞİM | 日本語 |

TANZİMAT


II. Mahmud'un ölümü üzerine henüz 17 yaşındaki Şehzade Abdülmecid Efendi 1 Temmuz 1839 günü tahta çıktı. Sonuna gelinmekte olan 1830'lu yıllar, gerçekte Osmanlı Devleti için zor yıllar olmuştu. Avrupa devletlerinin Yunanistan'a bağımsızlığını armağan etmelerinden hemen sonra, Fransa Cezayir Vilayeti'ni işgal etmiş, Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa, kendi vilayetinde, Batılı uzmanların ve eğitimcilerin nezaretinde, Batılı tarzda bir yönetim kurmuş, ordu ve donanmasını eğittirmiş, yetiştirmişti. Oluşturduğu bu güçle de önce Mısır'daki Memlûk Beylerini temizlemiş, sonra da kendi devletine, padişah/halifeye karşı isyan ederek, devletin başına yıllar süren gaileler açmıştı.

 
Bu isyanın II. Mahmud'a ve döneminin devlet adamlarına öğrettiği şey, devletin varlığını korumak için batılılaşmaktan başka çare olmadığıdır. Fakat bu nasıl yapılacaktı? Bu işi kim yönlendirecekti? Her şeyden önce Batı'yı tanıyan ve bilen insanlara ihtiyaç vardı. İşte bu ihtiyaç sebebiyledir ki, Avrupa'da yeniden büyükelçilikler kurulmaya ve tahsil için öğrenciler gönderilmeye, batılılaşmanın ilk adımları atılmaya başlandı. Aynen otuz-kırk yıl sonra Japonya'nın yapacağı gibi...
Tanzimat Hatıra MadalyasıTanzimat Hatıra Madalyası

Abdülmecid'in tahta çıkışından sadece dört ay sonra, Dışişleri Bakanlığı'na getirdiği Mustafa Reşid Paşa padişahın bir hattı hümayununu 3 Kasım 1839 günü, Gülhane Parkı'nda okudu. Fermanın okunuşu sırasında, başta padişah olmak üzere, devletin yüksek dereceli askerî ve sivil erkânı, Hıristiyan/Musevî tebaasının dinî temsilcileri, esnaf örgütlerinin temsilcileri, yabancı büyükelçiler de hazır bulunmuştu. İşte Osmanlı tarihinde "Tanzimat Fermanı" veya "Gülhane Hattı Hümayunu" adlarıyla anılan belge budur. Osmanlı Hanedanı'nın, Kuran'ın dışında, tanıdığı ilk yazılı ve "üstün belge" budur.

Bu belgenin okunuşundan Birinci Meşrutiyet'in ilan edildiği 1876 yılına kadar süren döneme de "Tanzimat Dönemi" denilir. 1856'da ilan edilen "Islahat Fermanı"yla yapılan ıslahat hareketleri de bu dönemin içinde bir aşamadır.

Tanzimat'a kadar devletin temeli İslamcılık esasına dayanmaktaydı. Devletin hukuk nizamı da şeriata uygundu. Toplumun ideolojisi de, dinî duygulardan kaynaklanan ideolojiydi. Müslüman halkın düşünce tarzı ve dünya görüşü, sahip olabildikleri dinî bilgilerin ve inanışların yoğrulmasıyla oluşan değerlerden ibaretti. Böylece devlet, topyekûn bir din hamuruyla yoğrulmuş olunca, devleti yönetenlere karşı, onların dışında, onlara muhalif veya rakip olarak bir başka siyasî kuruluş oluşamıyordu. Tanzimat'la başlayan Batılılaşma hareketi bu açıdan son derece önemli bir başlangıçtı. Ama doğal olarak, o güne kadar rakibi olmayan inanış sahiplerinin de tepkisini çekecekti.

Tanzimat'la beraber gelen ve hukukî anlamda bir nevi anayasal düzen olarak kabul edilebilecek olan bu yönetim şekli; millî egemenliğin oluşumunda meşrutiyet ve cumhuriyet gibi rejimlere gidilmeksizin, padişahın kendi iradesiyle kendi yetkilerini sınırlı olarak kullandığı, otoritesinin çerçevesini çizdiği ve kudretinin kullanım tarzını belirli bir statüye bağladığı bir şekildi.

Tanzimat Fermanı'nda;
- Tüm Osmanlı tebaasının ırk ve din farkı gözetilmeksizin, kanunlar önünde eşit olması, herkesin ırz, namus, can ve mal güvenliğinin sağlanması, mahkeme kararı olmaksızın kimsenin cezaya çarptırılmaması,

- Vergilerin Müslüman ve Müslüman olmayan tebaadan düzenli ve adil bir usule göre alınması ve son derece önemli olarak da, devletin gelirleri azaldığında veya herhangi bir kişiye kızıldığında malların müsadere edilmesinin kaldırılması,

- Askerliğin düzenli bir şekle sokulması, Müslüman olmayan tebaanın da askerlik hizmeti yapması, devlet memuriyetlerinde görev alabilmesi, prensipleri kabul edilmişti.

Yine getirdiği önemli bir yenilik de bugünün anlayışıyla "kuvvetler ayrılığı" ilkesine bir başlangıç teşkil eden, kuralların oluşmasına imkân vermesiydi. Okunmasından kısa bir süre sonra uygulanmasına geçilmesiyle, bir Millet Meclisi'nin değil ama, "Devlet Meclisleri"nin kurulması ve faaliyete geçirilmesi, örneğin; topluma ilişkin yasaların çıkarılması yetkisinin "Meclisi Vala"ya, askerî yasaların çıkarılması yetkisininse "Darı Şurayı Askeriye" ye verilmesi gibi önemli gelişmelerin nedeni buydu.