Tanzimat'tan sonra oluşan iki ana konu daha vardı ki, neticeleri itibariyle günümüz Türkiye'sinde de etkili olmuşlardır.
Bunlardan birincisi, Osmanlı İmparatorluğu'nun gündemine dış borçlar konusunun girmesiydi. Uzantıları İngiltere ve Fransa'da olan fakat İstanbul'da faaliyet gösteren ecnebi bankerler veya daha hafif tabiriyle tefeciler aracılığıyla, 1855'te Londra'da imzalanan bir antlaşmayla İngiltere ve Fransa'dan yüzde 4 faizle 5 milyon İngiliz altını kredi alınması, bu kredinin teminatı olarak da, Mısır Vilayeti'nin Osmanlı Devleti'ne verdiği haraçlarla Suriye ve İzmir gümrüklerinin gelirlerinin gösterilmesiydi.
İşte Osmanlı İmparatorluğu aldığı bu dış borçla, bir bakıma Avrupa ekonomik sistemine doğru önemli bir adım atıyor ve devletin gündemine uluslararası sermayeyle malî bütünleşmeyi getiriyordu. Ama masum bir görüşle önce bütünleşme şeklinde başlayan bu gelişme, giderek devleti malî bağımlılığa, malî bağımlılıksa politik bağımlılığa kadar götürecekti. 1882'de Abdülhamid döneminde kurulacak olan Düyunu Umumiye -Umumî Borçlar İdaresi- bu başlangıçtan doğacak ve imparatorluğu bilinen sonuna götürecektir.